Editör Kimdir? Redaktör Kime Denir?
Editör
Kimdir? Redaktör Kime Denir?
Bir kitabın oluşumun
sürecinde, kuşkusuz birden fazla insanın emeği var. Fakat günümüz okurlarının
eksiklerinden biri bu emekçilerin görevlerini bilmemek. Bir kitabı takdir
etmenin en iyi yollarından birinin, onun sadece içinde yazanlarla değil, o
yazılar size ulaşana kadar geçtiği yolları da bilmek, o yolculuğu takdir etmek
olduğuna inanıyorum. Bu nedenle, kitapları nasıl okumamız gerektiğini
öğrenmişken, sizlere bir de onları nasıl takdir edebileceğimiz hakkında ışık
tutmak istedim ben de. Bu emekçilerden bahsettiğim küçük bir yazı dizisine
başlamak istiyorum.
Kitabın yolculuğu 101:
Editör kimdir? Redaktör kimdir? Aralarındaki fark nedir?
Günümüzde birçok editör
ve redaktörün dahi bilmediği, aslında çok basit bir farktan bahsedeceğim bu
yazımda sizlere. Böylece, bir kitabın var oluşunda en az yazar kadar büyük önem
taşıyan bu iki rolü de yakından tanımış olacağız.
TDK’nın tanımına göre,
editör, Fransızca kökenli bir kelime olup “Yazıları
yeniden düzenleyerek yayıma hazırlayan kimse” anlamına gelir. Redaktörün
kelime anlamı ise, yine TDK tarafından şu şekilde ifade edilmiştir: “Yazılmış bir metin üzerinde gereken
düzeltmeleri yaparak yazıyı yayıma hazır duruma getiren kimse”
Eğer iki kelime için de
anahtar sözcükler seçmemiz gerekirse, ‘yazıları yeniden düzenleyen’ ve ‘yazılmış
bir metnin üzerinde gerekli düzenlemeleri yapan’ kelimelerinin altı
çizilebilir.
Bir editörün görevi
sadece yazılmış metnin üzerinde ‘dil bilgisi’ düzenlemesi yapmak değildir. Editör,
aynı zamanda kurguyu inceleyen, yazarın
da görüşlerini alarak, gerekli gördüğü yerde kurguya müdahale eden kişidir.
Elbette hiçbir editör, kurguyu kafasına göre değiştiremez ya da bunu yazara
dayatamaz. Ancak bir editör hikâyenin en az yazar kadar büyük bir parçasıdır.
Bir nevi, yayın sürecinde yol göstericisidir yazarın. Önce kurguyu, sonra dil
bilgisini kontrol eder. Tam da bu nedenle editörler kitap dosyasını, mizanpaj,
yani kitabın iç tasarım süreci başlamadan önce, bir Word dosyası halinde okur.
Redaktörün görevi ise,
dilimize geçen Türkçe karşılığından anlaşılabilir. Redaktör, aynı zamanda ‘son
okuma yapan kişi, son okumacı’ olarak da bilinir. Redaktörün görevi dil bilgisi
hatalarını incelemek, mizanpaj sırasında oluşması muhtemel teknik hataları
gözlemlemektir. Redaktör kesin bir şekilde kurguya müdahale edemez. Bu nedenle
redaktörler kitap dosyasını, mizanpajdan sonra, PDF formatı halindeyken
incelerler. PDF üzerinde düzenleme yapabilen tek kişi mizanpajı yapan kişidir.
Redaktör bulduğu hataları inceler ve dizgi sorumlusu kimse ona iletir. Daha
sonra bu hatalar düzeltilir ve kitap baskıya gönderilir.
Yurt dışında bizden
farklı bir yayın sistemi var elbette. Fakat şöyle üstün körü bir araştırma
sonucu görebilirsiniz ki yayınevlerinde, yazarlarla birebir çalışan, dosyaları
teslim alıp düzenleyerek yayına hazırlayan kişilerin ünvanları ‘fiction editor’
olarak geçer. ‘Kurgu editörü’ olarak çevrilebilir bu.
Editör olmadan, yazarın
kurgusu tek taraflı olmaya mahkûmdur. Editör, ikinci bir bakış açısı görevini
taşır. Redaktörse kitabın dil bilgisi ve teknik açıdan kusursuz olduğunu
denetleyen kişidir. Yazar, editör ve redaktör, iç içe geçmiş halkalar olarak
çalışırlar. Biri bile olmadan, bir kitabın hayata geçmesi mümkün değildir.
Kendi tecrübelerimden
örnek vermem gerekirse, yayın hayatım süresince iki farklı yayınevinde bulundum
ve bu yayınevlerinde iki farklı editörle çalıştım. Her ikisi de işlerini dört
dörtlük yapan ve bana gerçek bir editörün nasıl olacağını öğreten insanlardı.
İlk yayınevimde birlikte
çalışma şansına eriştiğim editörüm, ilk iki kitabımın bir parçası haline geldi.
Gerekli yerde kurguma müdahale ederek, gerek mantık hatalarını, gerek hikâyenin
akıcılığını kıran noktaları bana gösterdi. Daha sonra çalışmaya başladığım
yayınevinde yine çalışma prensiplerini fazlasıyla takdir ettiği bir editör
çıktı karşıma. Benim aklımın ucundan geçmeyecek mantık hatalarını bulup serdi
önüme ve bunların birçoğu benim yaşımın verdi tecrübesizliğimden kaynaklıydı. Henüz
hayatı o kadar tecrübe edecek, bazı bilgileri edinecek kadar büyümediğimden
kaynaklanan hatalarımı bulup çıkardı.
Ve kitaplarım daha
sonra redakte sürecine girdiğinde, geriye sadece kelime hatalarını, dizgiden
kaynaklı sorunları düzeltmek kalmıştı.
Yazımı naçizane, küçük
bir tavsiyede bulunarak sonlandırmak istiyorum. Sevgili yazarlar,
editörlerinizi, redaktörlerinizi seçmek en doğal hakkınız. Fakat bunu nasıl
yapacağınızı bilmiyorsanız, size kendi öğrendiklerime dayanarak her ikisi için
de birer öneri de bulunabilirim.
1. Eğer editörünüzün
kurguya müdahale etmiyor, mantık hatalarıyla, kurgunun ilerleyişini,
akıcılığını engelleyen unsurları ele almıyor, kitlenizi gözlemleyerek onların
ilgisini ve tepkisini çekebilecek noktaları belirtmiyorsa, yaptığı iş editörlük
değil, redaktörlüktür. Bu durumu çözmenin en iyi yoluysa, iletişim kurmaktır.
Editörünüz dosyanızla sadece dil bilgisini inceleyerek ilgileniyorsa ona
yaptığı işin redaktörlük olduğunu hatırlatabilir, ilerleme kaydedemediğiniz
durumda yayınevinizle iletişime geçebilir ve onlara TDK’nın tanımını da küçük
bir ekleme olarak gösterebilirsiniz.
2. Redaktör düzenlemelerini
bitirdikten ve dizgi de bu düzenlemeler uygulandıktan sonra dosya en son yazara
gelir. Yazar onaylamadan dosya baskıya gidemez. Bu nedenle siz yazarların
görevi, dosyayı en son okuyan kişi olmaktır. Sizler bu durumda ‘en son okumacı’
oluyorsunuz. Dikkatle inceleyin dosyanızı. Editörün teslim ettiği haliyle,
dizgiden size gelen halini karşılaştırın. Elbette gözden kaçmış bir iki hata
olabilir, insanlık halidir. Bunları tekrar bildirmeniz halinde dizgi de
düzeltilecektir. Ancak dosya, editörün teslim ettiği şekilde, aynı hatalarla
duruyorsa, bu durumda redaktörünüzle tekrar iletişime geçmeniz ve ona bir kez
daha okumasını söylemeniz yapılacak en doğru hareket olacaktır. İşe yaramadığı takdirde
yine yayıncınızla konuşabilir ve yine onlara TDK’nın tanımını
gösterebilirsiniz.
Ders bitmiştir!
Elif Yılmaz




1 yorum
Harika ve eğitici bir yazı, kalemine ve yüreğine sağlık Elif'ciğim :*
YanıtlaSil