Okumak ve Görmek Arasındaki İlişki
Okumak ve Görmek Arasındaki İlişki
Bir
kitabı okumaya başladığımız anda, karakterler hakkında gözümüzün önünde bir
imgelem belirir. Belki yazar bize karakterin, konuşanın, anlatanın kim
olduğunu, kaç yaşında olduğunu ve neye benzediğini biraz daha ileride
anlatacaktır ancak okur ileriyi beklemez, hemen o an anlatılan kişinin
görüntüsünü kurmaya çalışır.
Yazar
bize karakterin görüntüsü hakkında açıklama yaptıkça, kafamızda bir görüntü
belirir ancak o görüntü temelde bir karaltıdan ibarettir. Biz görüntüye
yaklaşmaya çalıştıkça, o kaçar sanki. Yani aslında tam olarak gözleri nasıl,
burnunun şekli nasıl bilemeyiz. Bize verildiği kadarını kabul eder, hikayeye
dahil ederiz.
Aslında
kitap iki yönlü bir olgudur. Yazar hayal gücünü kelimelere aktarır ama aslında
okurun anladığı kadar yazmıştır. Yani okur, yazılanı ne kadar hayal edebilir ve
o dünyaya dalabilirse; yazar o kadar yazmış demektir.
Burada
eklemek istediğim bir nokta var. Wattpad’den hikayeler okuyanlar bilirler ki,
ben de dahil olmak üzere çoğu yazar hikayeye başlarken kendi kafasındaki
karakterlere görünüş olarak benzeyen kişilerin fotoğraflarını koyup, “İşte
benim baş karakterim bu kişi! Yan karakterim bu kişi!” derler. Bunun ciddi
anlamda çok yanlış olduğunu düşünüyorum; çünkü bunu yaparak, okurla o karakter
arasındaki ilişkiyi yok etmiş oluyoruz. Herkesin zevkleri ve renkleri
farklıdır. Yazarın anlatarak aktardığı karakteri, okur gözünde canlandırdığında
kendi hayal gücüne uygun bir tasvir yapacaktır. Ancak biz okura işte bu diye
dayatırsak, o zaman okurun hayal gücüne hiç müsaade etmemiş oluyoruz. Ve belki
de bizim beğendiğimiz o fotoğraftaki kişiyi okur hiç beğenmeyecek. Kim bilir?
Bunun bir garantisi yok ki!
Aslında
buradan şu sonuca varabiliriz: Hayal gücümüz kadar varız. Örneğin size mistik
bir dağın eteklerindeki sihirli bir evden bahsedecek bir metin yazsam, aklınıza
gelecek dağ ve ev görüntüsü muhtemelen daha önce bir yerlerde görmüş olduğunuz
bir yer olacaktır. Bir filmde görmüş olabilirsiniz veya uzun yolculuklar
yaptığınız sırada gördüğünüz bir dağ olabilir bu. İşte imgeleme budur.
Ev Kızı
Evren’i okuyanlardan aldığım en büyük geri dönüş, Evren’i kendilerine çok
benzettiklerine dairdi. Herkes kendinden bir şey bulmuştu, ancak daha da
önemlisi herkes kendini Evren’in yerine koymuştu. Bunun en büyük sebeplerinden
birisi, Evren’in yüz hatlarını detaylıca tasvir etmemiş olmam diye düşünüyorum.
Kimileri tasvir etmemin daha uygun olacağını söyleyebilir, ancak o zaman bu
geri dönüşü, bu kadar çok duymazdım diye düşünüyorum.
Başlangıçta
bu bir hataydı. Yani yazdığım ilk roman olmasından kaynaklı eksikliklerinden biriydi,
tasvir edilmemesi, fakat Wattpad’den kitap olma aşamasına geçerken, bunu
bilinçli bir şekilde ucu açık bıraktım ve ne yalan söyleyeyim bu halinden
oldukça memnunum.
Aslına
bakarsanız; bir okur, karakterin dış görünüşünden çok ruhuyla ilgilenir.
Fiziksel betimleme konusunda oldukça usta olan bir yazar olsak bile, o dış
görünüşün içini sağlam argümanlarla dolduramazsak, okumak istenilen bir metin
ortaya koyamayız; çünkü hikâyenin akışı karakterin tipiyle değil, olaylara
verdiği tepkilerle ilerler. Şu bir gerçek ki okur gözünde canlandırmadan
karakteri sever.
Okumak,
resimleri zihinde canlandırma hikâyesidir. Okurken görüntüler art arda akar
beynimize ve bir hikâyeyi anlatacak kadar canlanıp, hareketlenirler. Böylece
biz sayfaları çevirdikçe sanki bir film izliyor gibi hissederiz.
Film
demişken… Gerçekten merak ediyorum. Sevdiğiniz bir kitabın film yapılacağını
duyduktan sonra seçilen oyunculara bakıp büyük bir hayal kırıklığı yaşadığınız
oldu mu hiç? Benim oldu. Sadece bir kez de değil üstelik. Size birçok uyarlama
söyleyebilirim böyle hüsrana uğradığım. Bu aslında ne anlatmak istediğimi tam olarak
anlatıyor. Hayal ettiğimizle anlatılan bambaşka olabilir. Fakat önemli olan
karakterin nasıl göründüğü değil, ne anlattığıdır. Anlattığından keyif
aldığımız sürece okumaya devam edebiliriz.
Aklıma,
Harry Potter serisi uyarlandıktan seneler sonra J.K Rowling’in, “Hermonie
aslında siyahiydi.” demesi geldi. Öylesine şaşırmıştım ki! Kitapları okudum,
filmleri izledim ve Hermonie, o kadar doğru bir Hermoie’ydi ki başka biri
olabileceği aklımın ucundan bile geçmemişti.
İşte bu
da Wattpad örneğinde verdiğim sıkıntı. Hermonie’nin Emma Watson’dan bir başkası
olabileceğini hayal gücüm bile kabullenemiyordu artık; çünkü bana o gösterildi
ve ben kitapları okurken hep onu görüyorum. Eğer hiç görmeseydim, kim bilir
belki siyahi biri olarak hayal edebilirdim. Ancak film bunu tamamen engellemiş
oldu ki kabarık saçları, elinden kitabının eksik olmaması dışında, özellikle
yüzüyle ilgili bir detay da hatırlamıyorum kitapta.
Aslında
yazarken de, okurken de şunu sorgulamamız gerekiyor; karakterler sadece görsel tipler midir? Onları sadece beden, boyut,
saç şekli olarak tanımlamak doğru mu?
Bir
görsel imge, karakterin oluşumunda alt yapısını inşaa etmiyorsa, onu
tanımlamıyorsa, o özelliği öne
çıkarmanın pek bir önemi yok demektir. Örneğin; Anna Karenina’nın ışıl ışıl gri
gözlerinden bahseder Tolstoy. Burada öne çıkarılma sebebi, Anna’nın ışıl ışıl
bir karaktere sahip olmasıdır. Bu gözlerinden yansır. Betimleme, bütümleme
olur. Anna’nın karakteri olmuştur artık o ve yazar bu yüzden öne çıkarma
ihtiyacı hissetmiştir.
Gerçeği
birebir anlatmak, zor ve neredeyse imkânsızdır. Bu sebeple yazar, karakterini
temsil edecek temel özellikleri tanımlar. Ve bu yeterlidir. Okurun hayal
edebilmesi için de birkaç argüman yeterlidir. Fazlasına gerek yoktur.
Okurken
gördüklerimiz, dünyaya baktığımız kadardır. Ve yazar ne kadar detaylı anlatırsa
anlatsın, biz kendi kapasitemiz kadarını görebiliriz.
Filiz Şakar





2 yorum
Ah o uyarlamalardaki hayal kırıklıkları yok mu :(
YanıtlaSilSöylediklerine hem katılıyorum hem de katılmıyorum. Katılmadığım konu şu (büyük ihtimalle wattpad'de yazacağım hikayede belirli bir kişinin fotoğrafını koyduğum için katılmıyorum) : zaten söylediğim gibi, model konusu. Bence model,okuyucunun o karakteri başka bir şekilde düşünmesini engellemiyo. Yani mesela ben bi kitap okurken kapakta karakterlerin resimleri varsa o beni fazla engellemez. Okurken önce yazarın verdiği karalterleri canlandırarak okurum. Ama eğer yazarın verdiği karakter fotoğrafına bağlı kalarak okuyamıyosam, yani o karakterler benim hayalime uymuyosa,o zaman kendi kafamdan o karakteri hayal eder,öyle okumaya devam ederim. Biraz karışık yazdım galiba :) ama onun dışındaki söylediklerine katılıtorum,şu uyarlama olaylarına falan
YanıtlaSil