Yazar Röportajları: Kalıplara Sıkışan Dünyada Eleştirel Düşünce

by - Ocak 24, 2019






Yazar Röportajları

KalıplaraSıkışan Dünyada Eleştirel Düşünce adlı yazımda, sevgili Aşkın Nur Karataş, Ayşenur Nazlı, Filiz Şakar, Merve Duman, Özge Erkin ve Yasemin Şahin’le gerçekleştirdiğim röportajların sadece bir kısmına yer verebildim.

Aynı sorulara verdikleri cevapların tamamını burada bulabilirsiniz. Cevaplar, yazarların isimlerinin alfabetik olarak sıralanmasıyla yer bulacaktır. Ayrıca kendi cevaplarımı da her sorunun son cevabı olarak ekleyeceğim.

Keyifli okumalar.



1) Aldığınız en tuhaf ve sizi en sinirlendiren yorumlar nelerdir?

Aşkın Nur Karataş: Aldığım en tuhaf yorum sanırım Bay Mükemmel'i yazdığım dönemde bu yazdıklarını gerçekten yaşayarak mı yazdın diyerek başlayan ve devamında bir sürü hakaret içeren yorumdu. Aldığım beni en sinirlendiren yorum için bir genelleme yapacağım. Erotik romanlar yazmamın dünyanın en kötü şeyiymiş gibi eleştirilmesine gerçekten sinir oluyorum. Nasıl polisiye, cinayet, korku gibi roman türleri varsa erotizm de üzerinde pek çok şey yazılabilecek bir alan. Yazdığım roman türünden dolayı saçma sapan şeyler yazılmasından hoşlanmıyorum.

Ayşenur Nazlı: Benim "en"lerle ilgili genel bir sorunum vardır, o yüzden "en" sınırlandırması yapmadan beni sinirlendiren yorum tarzından ve en tuhaf bulduğum yorumdan bahsedeceğim.

Bir okurum Paralel Odalar Teorisi kitabımdaki karakterleri gerçek adlarıyla mı yoksa takma adlarla mı yazdığımı sormuştu. Yani kitaptaki karakterlerin kurgu değil de gerçek olduğuna bu kadar emindi! Kurgu olduğunu öğrendiğinde hayal kırıklığına uğramıştı elbette ama ben mutlu olmuştum çünkü hissettirmeye çalıştığım gerçekçilikte başarılı olduğumun kanıtıydı. Diğeriyle yarışır düzeyde bir yorum da şu olsa gerek; Aurora'nın Şarkısı'nda kadın karakter Aurora, kurguya erkek karakter Nikolai'ı haydutlardan kurtararak girer. Bu yüzden bir okurum Aurora'yı erkek sanırken Nikolai'ı kadın sanmıştı. Çünkü kadının ezilip erkeğin övüldüğü bir sistemde bunun tersi olabileceğine inanamamıştı. Bu, nasıl bir raddeye geldiğimiz konusunda uyanmamızı bile sağlayabilir.

(Onu sinirlendiren yorum tarzı hakkında) Paralel Odalar Teorisi’ndeki Nihan karakterim, toplumda, hem toplum tarafından dışlanan hem kendini toplumdan dışlayan "weirdo" bir kadın karakterdir. Paralel Odalar Teorisi, MBTI kişilik tiplerine göre oluşturulduğundan ve Nihan ile aynı tipten olduğumdan onları yazmam çok zor olmuyordu, ama en (evet "en") kolay yazdığım Nihan'dı; çünkü o çoğunlukla bendim. Karşılaştığım tepkilerden tutun da kendi yurt ve öğrenci evimde yaşadığım olaylara kadar pek çok şey kurguma malzeme olarak girdi. Haliyle kurguya yönelik gelen "Kız fazla övülüyor, kızı ilahlaştırıyorsun, bu kadarı da abartı," tarzı yorumları direkt bana yapılmış gibi alıp sinirleniyorum.

Aynı tepkilerle günlük hayatta karşılaştım; ilahlaştırılmadım; övülmedim, aksine sadece bir iki kişi karakterin bu özelliklerini beğenirken diğerleri onu bunlardan dolayı yerer; kendini beğenmiş bulur. Nihan'ın kendisi bile kendini bencillikle ve insanları figüran olarak görmesiyle suçlar. Haliyle "Nihan gibiler ilk önce sizi etkiler ama sonrasında onlardan kaçmak istersiniz," yazmışken ve "mean girl" tarzı bir karakter ortaya çıkmışken nasıl olup da karakterin "kusursuz" yaftasını yediğini anlamış değilim. Evet, biraz huysuzluk yapıyor ve karakterime aşırı korumacı anneler gibi bakıyor olabilirim. Bu kadar uzun yazdıktan sonra size şunu diyeceğim: Hayır, çok kötü veya sinir bozucu bir yorum aldığımı hatırlamıyorum. Açıkçası beş üzerinden birlik bir kitap yazmadığımın da farkında olduğumdan "hater"ların yorumları bana dokunmuyor bile. Yeterince bu ortamda bulunduysanız kimin neyi bilerek yaptığının farkında oluyorsunuz.

Filiz Şakar: Eskiden çok fazla tutkulu takipçiler vardı. Böyle ne yediğimi, ne içtiğimi dakikasına kadar söyler falan. Bu bana biraz ürkütücü ve tuhaf geliyor. Beni sinirlendiren yorumsa, imza günü yapılacağını duyurduğumda  bir görsel paylaşmıştım. Görselde fotoğrafım  vardı. Bir tane kız aynen şöyle yazmıştı. "Iyy sen kapalıymışsın. Senin imzana asla gelmem." Çok sinirlenmiştim  ve kızın profiline girip bakmak istedim. Bir açtım ki benim kitabı almış aynı isim aynı fotoğrafla kendi yazıyormuş gibi paylaşmış. Hani bildiğin  çalmış. Şok olmuştum. Bildiğin rezil bir durumdu. Hangisine daha çok sinirlendim bilmiyorum.

Merve Duman: Emek verip tam bir senede yazdığım eserime yorum olarak 'çöp' denmişti. Bu benim için hem tuhaf hem de sinirlendiren bir yorumdu.

Nurcan Balkanlı: Birkaç hafta önce kurgumda yaptığım değişiklikle okurların fazlasıyla tepkisini aldım. Bu yorumların birinde tehdit edildim. Sanırım aldığım en tuhaf yorum buydu. En sinirlendiğim yorumsa yazdığım hikaye yüzünden şahsıma hakaret edilmesiydi.

Özge Erkin: Çok fazla tuhaf yorum almadım ama benim için en tuhafı Masum Koza ve Destan  kitaplarındaki Aziz Bey karakterine yönelikti.  Karakter bilge adam dediğimiz türden, hayatı her yönüyle yaşamış biriydi. Karısını doğumda kaybetmiş ve senelerce de aşkını içinde hâlâ muhafaza etmiş biri. Bir okur bunun psikolojik bir bozukluk olduğunu, tedavi görmesi gerektiğini ve karakterin son derece saçma olduğunu söylemişti. Onun bilge ve kibar konuşmasının çağ dışı kaldığını da eklemişti. Çok garipti çünkü sürekli küfreden genç delikanlılara ölüp biterken eski İstanbul beyefendisi diyebileceğimiz bir adamı yerden yere vurması sonucunda da onun için üzüldüğümü söyleyebilirim.

Beni çok sinirlendiren yorumsa bir kere başıma geldi. Destan kitabındaki Devran karakteri için gençlere kötü örnek olan bir karakter olduğu ve kitabın +18 ibaresiyle basılması gerektiğini söyleyen bir blogger yorumuydu bu. Nazik bir şekilde vermek istediğim mesajı anlattığımda da yazdığım tek bir cümleye takıldığını fark ettim. Ne yazık ki, vermek istediğim hiç bir mesajı almamış ve sadece eleştirmek için okumuştu. Beni kızdıran tek yorum buydu. Ön yargılı yaklaşım bizler için aşılması en zor engellerden biri.

Yasemin Şahin: Aldığım en tuhaf yorum, yazar adayı olarak bir bölüm yazdığım Sözde Evli alternatif finalin ilk paragrafına gelen yorum:  “Hiç komik değil hiç beğenmedim.” Aynı kişi son paragrafta “Tamam kabul komik ama çok değil,” yazmıştı. Editör olaraksa, benim önceliğim kurgu, kelime ve cümle hataları. İmla ve dilbilgisi tam ama kurgu bozuksa mantık hatası varsa ben o kitabı okumam. Okumayacağım kitaba da adımı yazdırmam. 

En sinirlendiğim yorumsa “Buraya virgül koymamışsın...” 

Kendi cevabım: Aldığım en tuhaf yorum Bir Boşanma Hikayesi’nde boşanma sürecine giden durumlarını yazdığım ve Pişmanlıklar Komedyası’nda sonunda boşanan karakterlerimin, ‘imam nikahlarının düşmesinin’ görmezden gelinmiş olmasıyla ilgiliydi. Yorumu yapan kişi onları kadın karakter bir başkasıyla bir daha evlenip ilişkiye girmeden, eski kocasıyla dini olarak bir daha evlenemeyeceğini söylüyordu ve bunun görmezden gelinmesini hoş karşılamıyordu. Anlatılmak isteneni tamamen kaçırmasının yanı sıra, inançlar konusunda böyle fütursuzca ve bilinçsizce yorum yapılmasını tuhaf buluyorum. Bu nedenle bahsettiği konu hakkında hemen bir araştırma yaptım. Din konusunda ahkam kesmeye meraklı çok olduğundan Kur-an’da doğrusu nasıl geçer arayıp buldum ve kendisiyle paylaştım. Ardından da bu tarz bir yorumda bulunmasının, hele hele eksik ve yanlış bilgilerle, doğru olmadığını belirttim.

Fakat beni en sinirlendiren yorum bu değildi. Beni en sinirlendiren, bir eleştiri ya da yorum değil, spam bir hesabın bölümlerimin altına bıraktığı ahlaksız mesajlardı. Profilinde cinsel organının fotoğrafı vardı ve bir anda bütün bildirimlerim bu ahlaksız adamın yazdıklarıyla dolmuştu. Okuyucularımın yorumlarına cevap verip onlara aynı ahlaksızlıkla hoş olmayan tekliflerde bulunuyordu. Böyle hesapların türemesinden çok, insanların +18 yaş için yazılan hikayelerin peşine düşmek yerine böyle zihniyetlerin peşine düşmemelerine sinirlenmiştim. Bu tarz hesaplar Wattpad’e kadar geldi ve esas tehlikenin bu olduğunu göremeyecek kadar köreldi insanlar. Fakat gözleri hâlâ çocukları için değil, yetişkinler için yazılmış hikayelerde; çünkü çocuklarını kontrollü, denetimli büyütmektense sosyal medyada başkalarının özgürlüklerine musallat olmak daha iyi.




2) Yapıcı Eleştiri Nasıl Olmalıdır?

Aşkın Nur Karataş: Yapıcı eleştiri yazarın motivasyonunu düşürmeyecek şekilde yapılmalı. Eleştiri sadece olumsuz şeyleri söylemek demek değildir. Olumlu noktalara değinmek de eleştiridir. Olumsuz eleştiri yapılacaksa kesinlikle önce olumlu görülen yerlerden başlanmalı daha sonrasında eleştiri yapılacak yer ile ilgili öneriler sunulmalı. Elbette biz de bazen kitabı yazarken bazı önemli noktaları atlayabiliyoruz. Kafamda çok fazla şey olduğunda bu durumu çok sık yaşıyorum. İnternet ortamında yazıyor olmamın en güzel yanı da anında eleştiri alarak eksik ve hataları anında düzeltiyor olmam.

Ayşenur Nazlı:  Yapıcı eleştiriyi eskiden bir hobi gibi yeni yazarlara yapardım. Yazdıklarını okuduktan sonra onlara özelden(kesinlikle umumi değil) uzunca neyi beğendim, neyi beğenmedim ve bunların sebepleri ne, nasıl düzeltilir ya da geliştirilir tavsiyeleri ile birlikte yazardım. Hiçbirinden de kötü bir dönüş almadım. Öncelikle seviyeyi korumak ve emretmek yerine, bir arkadaş gibi tavsiye vermek önemli. Yapıcı eleştiri sırf övmek de değildir. Tamam, övülecek bir şey varsa översiniz ama abartmadan veya kusursuzmuş gibi bahsetmeden; çünkü kusurları göz ardı ederek överseniz yazarı kısıtlarsınız; onu mükemmel olduğuna ikna edip gelişmesini engellersiniz. Kör hayranlık da tıpkı 'hater'lık kadar kötüdür.

Filiz Şakar: Her şeyden önemlisi hakaret ve  kırıcı sözler içermemeli bence. İnsanlar yorum veya eleştiri yaparken esere değil de kişiye yorum yapar gibi davranıyorlar. Zaten odak noktamız eser  ve bize kazandırdıkları / kazandırmadıkları  olsa bu sorun ortadan kalkacak. Ancak maalesef yermeyi  pek seven ve abartan bir milletiz.

Merve Duman: Kibar bir dille ve gerçekten samimi bir şekilde yapılan her yorumun yapıcı eleştiri niteliğinde olduğunu düşünüyorum. 

Nurcan Balkanlı: Yapılan hatanın ne olduğunu, nasıl düzeltilmesi gerektiğini gösteren eleştiri yapıcı eleştiridir ama maalesef bizim okurlarımız yazara ve hikayeye hakaret etmenin eleştiri olduğunu düşünüyor.

Özge Erkin: Biz yazanlar için en besleyici  şeylerden biri yapıcı eleştiri bence; çünkü ben tamamım, harika yazıyorum diyen kişi ne yazık ki bütün ışığını kaybetmiştir benim gözümde. Yazarı ileriye götüren eksiklikleridir ve bu eksiklikleri gören, güzel bir üslupla karşısındakine ileten kişi hazine değerindedir. Eleştirinin üslubu ne kadar önemliyse, eleştirenin niyeti de o kadar önemli.  Sadece eleştirmiş olmak  ve duyar kasmak için mi eleştiriyor, yoksa okumayı hayat tarzına dönüştürmüş ve yazarın gerçekten kendisine fayda sağlamasını istediği  için mi eleştiriyor… En önemli kısım bu; çünkü eleştirilerini paylaşan bir kesim sırf farklı olmak için özellikle kötü ve aşağılayıcı eleştiri yapmayı popülerlik basamağı olarak kullanıyor. Bu durumun yazar için en ufak bir getirisi olmuyor ne yazık ki; çünkü yazarın elindeki kalemi kırmaya yönelik tüm saldırılar, eleştirinin yakınından bile geçmiyor.

Yasemin Şahin: Yaza-okur veya yazar-editör arasında saygı çerçevesini aşmadan, hakaret etmeden eleştiri yapılmalı. Ben okur olarak bunu yapabildiğime inanıyorum... 

Kendi Cevabım: Yapıcı eleştiri ‘iyi’ ya da ‘kötü’ olarak nitelendirmeden, sadece ‘yapıcı’ olandır. Okuyan, dinleyen kişi veya kişilere bir şeyler katandır. İnsanlar hata yapa yapa doğrulara ulaşır. Hatası varsa, bunları bilmelidirler ki doğruyu bulabilsinler. Doğru yaptıkları, güçlü yanlarını da bulabilmedirler ki bunları daha da güçlendirebilsinler. Eleştiri bir yol göstericidir aslında.

Bu konuda daha fazla konuştuğum yazımı buradan okuyabilirsiniz.



3) Hep okuyucunun yazarı eleştirdiği bir sistemden yaşıyoruz. Fakat işler tersine dönse ve yazar okuyucusunu eleştiriyor olsa, sizin okuyucularınıza yapabileceğiniz yapıcı eleştiri ne olurdu? İyi ya da kötü fark etmeden…

Aşkın Nur Karataş:  Ben kendi adıma okuyucumun daha fazla etkileşimde olmasını isterdim. Okuyup geçmekten ziyade eksik görülen, hatalı olan ya da gerçekten hayran oldukları noktaları daha çok yazmalarını isterdim. Bunlara gerçekten önem veriyorum. Mantık çerçevesinde okuyucumun fikirlerine göre hikâyemi de uyarladığım oluyor.

Ayşenur Nazlı: Bu biraz zor bir soru oldu; çünkü okurlarıma da genellikle anne korumacılığıyla yaklaşıyorum. Ben internet yazarlığı olmadan büyüdüm, o zamanlar yazarlar ulaşılmazdılar, sadece imza günlerinde görürdünüz. Şimdi ise bizlere ulaşmak çok kolay, aramızda sürekli bir etkileşim var. Ben o ortamdan çıkmış biri olarak diyebilirim ki hiçbir yazarın imzasında çığlıklar duymazdım, onlara popstar gibi davranıldığını görmezdim, olması gereken de buydu. Şimdilerdeki imza günleri bana aşırı geliyor, çığlık atıldığında ne yapacağımı şaşırıyorum. Bunun ortasını bulursak; yazarların da hepimiz gibi insan olduğunu görürsek; bazı yazarların ilahlaştırıldığını fark edip bunu düzeltmeyi denersek belki daha sağlıklı bir topluluk olabiliriz. Aramıza bir uçurum çekmeye hiç gerek yok. Yazarlar popstar değil, olmamalı da. Şahsen ben kendi okurlarımdan memnunum, umarım onlar da benden memnundur.

Filiz Şakar: Allah'ım bugünün geldiğine inanamıyorum. Evet ne zamandır böyle bir an bekliyordum. Belki biraz uzun olabilir. Son dönemlerde etikete çok önem verir durumdayız. Kaç takipçisi var, kaç yorum almış, kaç izlenmiş, kaç bin satmış. İçerik hiç önemli değil sanki gibi davranıyorlar. Ne yalan söyleyeyim, bu beni biraz üzüyor. Uğraşıyorsun, emek harcıyorsun, üzerine saatler harcıyorsun ama karşında buna kıymet veren insan bulamıyorsun.  Bu sadece kitaplar için geçerli değil elbette. Bu profildeki insanların kafasını anlamak için Youtube Trendler kısmına bakmanız yeterli. Kaliteli içerik kitap da olsa, video da olsa değer görmüyor. Bu da zaten rekabeti bol olan, çok satan raflarını satın alacak maddi gücü olmayan bizleri daha çok zorluyor. Karşında iyi okur görmek istiyorsun, eleştirsin şurası eksik desin, şurası iyi olmuş desin ama sırf popüler olduğu için okumuş olmasın. Merak ettiği ve okumak istediği için okumuş olsun.

Merve Duman: İşler tersine dönseydi yapabileceğim eleştiri kuşkusuz şu olurdu: Kalbinizle okuyun, yalnızca gözlerinizle değil; çünkü birkaç saniyeliğine bile içinizi ısıtmış olan bir kitap kesinlikle size dokunmuş demektir.

Nurcan Balkanlı: Aslında bu konuda son zamanlarda çok doluyum. Başta dediğim gibi kurgumda yaptığım değişiklikler karşısında ciddi tepkiler aldım. Evet haklı oldukları noktalar da vardı ancak bunu dile getirme tarzları o kadar kırıcıydı ki beni çok üzdü. Aslında çoğu zaman dile getirdiğimiz bir söz vardır. Şiddete başvurarak haklıyken haksız duruma düşme deriz. Burada olan tam olarak buydu. Sözleriyle yaptıkları şiddetle haksız duruma düştüler. Beğenmediğinizde okumayı bırakmak çok kolay. İnsanlara hakaret edip sözlü şiddet uygulamak yerine keşke sessiz kalabilse. Ben de Wattpad de bir dönem okurdum. Beğenmediğimde hikayeyi okumayı bırakır kimseyi kırmazdım. Yani kısaca okurların klavye delikanlılığını bırakması gerekir bence. İnsanlara hakaret etmek eleştiri değildir. Sözlü şiddettir.
Özge Erkin: Bu zor bir soru. Hiç bu açıdan düşünmemiştim ama aklıma ilk gelen eleştiri, okurların her şeyi çok çabuk tükettikleri. Bir kitabı eline alıp okumaya başladığınızda en az dört-beş saat içinde bitirebilirsiniz. Okuma hızına göre değişir elbette ama o kitabın gebeliği aylarca, hatta yıllarca sürebiliyor. Bazen bu ayrıntıyı unutabiliyor okurlar. Bir de en çok dikkatimi çeken durum da yazılan her şeyi yazarın kendi hayatından yola çıkarak yazıldığına inanmaları. Yazar elbette ilk önce kendinden başlar yazmaya; çünkü en iyi bildiğin şeyi yazmak kolaydır. Fakat kurgunun içindeki duygu ve tecrübelerden oluştuğunu düşünemiyor. Örneğin,  mafyatik bir karakter yazıyorsan ve okur bundan etkilendiyse kesin bu alemin içindesindir ya da en azından birilerini tanıyorsundur. Bu düşünce en sık rastladığım ama okurun en çok yanıldığı durum sanırım. Yazma amacımız yüreklere dokunmak,  unutulan bazı şeyleri hatırlatmak, farkındalık yaratmak ya da zorlu gündelik yaşantıdan okuru uzaklaştırıp yüzünde gülümseme yaratmak.  Bunları unutmamaları dileğiyle.

Yasemin Şahin: Önce gözünüzle okuyun, beyninizle hazmedin... Herkes her kitabı beğenmek zorunda değil, çöp demek de o kitapta emeği olan herkese saygısızlıktır. Eğer kitap okuyorsanız zaten saygısız değilsinizdir... 

Kendi Cevabım: Her birey bir kitap gibi okunabilir aslında ve ben onları okuduğumda, içlerinde konuşmaya değer birçok şey buluyorum. Düşünmeden konuşmamalarını söyleyebilirim onlara. Düşünmenizi engellemeye çalışan güçlerle çevrelenmiş durumda dünya. En büyük silahınız düşünceleriniz. Düşünün ve konuşun ama önce düşünün. Her birinizin düşünceleri ayrı ayrı çok değerli zira. Nazik olun. O kadar zor değil inanın. Korkusuz olun. Hepiniz çok cesursunuz biliyorum. Gördüğünüz doğruları da yanlışları da ifade etmekten kaçınmayın. İfade etmek en büyük özgürlüğünüz sizin. Sesinizi duyurun. Eleştirmek, biraz da sesini duyurmaktır. Birilerinin düşünmesinden, konuşmasından, en çok da okuyup öğrenilmesinden korkulan bir dünyada yaşıyoruz. Siz bunların hepsini yapın. Hem de en iyi şekilde. En önce de kendinizi eleştirmekle başlayın.


Elif Yılmaz

You May Also Like

2 yorum

  1. Çok güzel noktalara değinmişsiniz, aslında herkes doğru eleştiri yapmayı bilebilse kitapçılar daha kaliteli kitaplarla dolacak ve daha kaliteli bir toplum olacağız:)

    YanıtlaSil