Yazar Röportajları: Kalıplara Sıkışan Dünyada Eleştirel Düşünce
Yazar Röportajları
KalıplaraSıkışan Dünyada Eleştirel Düşünce adlı yazımda, sevgili Aşkın
Nur Karataş, Ayşenur Nazlı, Filiz Şakar, Merve Duman, Özge Erkin ve Yasemin
Şahin’le gerçekleştirdiğim röportajların sadece bir kısmına yer verebildim.
Aynı sorulara verdikleri cevapların tamamını burada
bulabilirsiniz. Cevaplar, yazarların isimlerinin alfabetik olarak
sıralanmasıyla yer bulacaktır. Ayrıca kendi cevaplarımı da her sorunun son
cevabı olarak ekleyeceğim.
Keyifli okumalar.
1)
Aldığınız en tuhaf ve sizi en sinirlendiren yorumlar nelerdir?
Aşkın
Nur Karataş: Aldığım en tuhaf yorum sanırım Bay Mükemmel'i yazdığım dönemde bu
yazdıklarını gerçekten yaşayarak mı yazdın diyerek başlayan ve devamında bir
sürü hakaret içeren yorumdu. Aldığım beni en sinirlendiren yorum için bir
genelleme yapacağım. Erotik romanlar yazmamın dünyanın en kötü şeyiymiş gibi
eleştirilmesine gerçekten sinir oluyorum. Nasıl polisiye, cinayet, korku gibi
roman türleri varsa erotizm de üzerinde pek çok şey yazılabilecek bir alan.
Yazdığım roman türünden dolayı saçma sapan şeyler yazılmasından hoşlanmıyorum.
Ayşenur Nazlı: Benim "en"lerle ilgili genel bir
sorunum vardır, o yüzden "en" sınırlandırması yapmadan beni
sinirlendiren yorum tarzından ve en tuhaf bulduğum yorumdan bahsedeceğim.
Bir okurum Paralel Odalar Teorisi kitabımdaki
karakterleri gerçek adlarıyla mı yoksa takma adlarla mı yazdığımı sormuştu.
Yani kitaptaki karakterlerin kurgu değil de gerçek olduğuna bu kadar emindi!
Kurgu olduğunu öğrendiğinde hayal kırıklığına uğramıştı elbette ama ben mutlu
olmuştum çünkü hissettirmeye çalıştığım gerçekçilikte başarılı olduğumun
kanıtıydı. Diğeriyle yarışır düzeyde bir yorum da şu olsa gerek; Aurora'nın Şarkısı'nda kadın karakter
Aurora, kurguya erkek karakter Nikolai'ı haydutlardan kurtararak girer. Bu
yüzden bir okurum Aurora'yı erkek sanırken Nikolai'ı kadın sanmıştı. Çünkü
kadının ezilip erkeğin övüldüğü bir sistemde bunun tersi olabileceğine
inanamamıştı. Bu, nasıl bir raddeye geldiğimiz konusunda uyanmamızı bile
sağlayabilir.
(Onu sinirlendiren
yorum tarzı hakkında) Paralel Odalar
Teorisi’ndeki Nihan karakterim, toplumda, hem toplum tarafından dışlanan
hem kendini toplumdan dışlayan "weirdo" bir kadın karakterdir. Paralel Odalar Teorisi, MBTI kişilik
tiplerine göre oluşturulduğundan ve Nihan ile aynı tipten olduğumdan onları
yazmam çok zor olmuyordu, ama en (evet "en") kolay yazdığım Nihan'dı;
çünkü o çoğunlukla bendim. Karşılaştığım tepkilerden tutun da kendi yurt ve
öğrenci evimde yaşadığım olaylara kadar pek çok şey kurguma malzeme olarak
girdi. Haliyle kurguya yönelik gelen "Kız fazla övülüyor, kızı
ilahlaştırıyorsun, bu kadarı da abartı," tarzı yorumları direkt bana yapılmış
gibi alıp sinirleniyorum.
Aynı tepkilerle
günlük hayatta karşılaştım; ilahlaştırılmadım; övülmedim, aksine sadece bir iki
kişi karakterin bu özelliklerini beğenirken diğerleri onu bunlardan dolayı
yerer; kendini beğenmiş bulur. Nihan'ın kendisi bile kendini bencillikle ve
insanları figüran olarak görmesiyle suçlar. Haliyle "Nihan gibiler ilk
önce sizi etkiler ama sonrasında onlardan kaçmak istersiniz," yazmışken ve
"mean girl" tarzı bir karakter ortaya çıkmışken nasıl olup da karakterin
"kusursuz" yaftasını yediğini anlamış değilim. Evet, biraz huysuzluk
yapıyor ve karakterime aşırı korumacı anneler gibi bakıyor olabilirim. Bu kadar
uzun yazdıktan sonra size şunu diyeceğim: Hayır, çok kötü veya sinir bozucu bir
yorum aldığımı hatırlamıyorum. Açıkçası beş üzerinden birlik bir kitap
yazmadığımın da farkında olduğumdan "hater"ların yorumları bana
dokunmuyor bile. Yeterince bu ortamda bulunduysanız kimin neyi bilerek
yaptığının farkında oluyorsunuz.
Filiz
Şakar: Eskiden
çok fazla tutkulu takipçiler vardı. Böyle ne yediğimi, ne içtiğimi dakikasına
kadar söyler falan. Bu bana biraz ürkütücü ve tuhaf geliyor. Beni
sinirlendiren yorumsa, imza günü yapılacağını duyurduğumda bir görsel
paylaşmıştım. Görselde fotoğrafım vardı. Bir tane kız aynen şöyle
yazmıştı. "Iyy sen kapalıymışsın.
Senin imzana asla gelmem." Çok sinirlenmiştim ve kızın profiline
girip bakmak istedim. Bir açtım ki benim kitabı almış aynı isim aynı fotoğrafla
kendi yazıyormuş gibi paylaşmış. Hani bildiğin çalmış. Şok olmuştum.
Bildiğin rezil bir durumdu. Hangisine daha çok sinirlendim bilmiyorum.
Merve Duman: Emek verip tam bir senede yazdığım eserime
yorum olarak 'çöp' denmişti. Bu benim için hem tuhaf hem de sinirlendiren bir
yorumdu.
Nurcan Balkanlı: Birkaç hafta önce kurgumda yaptığım değişiklikle okurların fazlasıyla tepkisini aldım. Bu yorumların birinde tehdit edildim. Sanırım aldığım en tuhaf yorum buydu. En sinirlendiğim yorumsa yazdığım hikaye yüzünden şahsıma hakaret edilmesiydi.
Nurcan Balkanlı: Birkaç hafta önce kurgumda yaptığım değişiklikle okurların fazlasıyla tepkisini aldım. Bu yorumların birinde tehdit edildim. Sanırım aldığım en tuhaf yorum buydu. En sinirlendiğim yorumsa yazdığım hikaye yüzünden şahsıma hakaret edilmesiydi.
Özge Erkin: Çok fazla tuhaf yorum almadım ama benim için en
tuhafı Masum Koza ve Destan kitaplarındaki Aziz Bey karakterine
yönelikti. Karakter bilge adam dediğimiz türden, hayatı her yönüyle
yaşamış biriydi. Karısını doğumda kaybetmiş ve senelerce de aşkını içinde hâlâ muhafaza etmiş biri. Bir okur bunun psikolojik bir bozukluk olduğunu, tedavi
görmesi gerektiğini ve karakterin son derece saçma olduğunu söylemişti. Onun
bilge ve kibar konuşmasının çağ dışı kaldığını da eklemişti. Çok garipti çünkü
sürekli küfreden genç delikanlılara ölüp biterken eski İstanbul beyefendisi diyebileceğimiz
bir adamı yerden yere vurması sonucunda da onun için üzüldüğümü söyleyebilirim.
Beni çok
sinirlendiren yorumsa bir kere başıma geldi. Destan kitabındaki Devran karakteri
için gençlere kötü örnek olan bir karakter olduğu ve kitabın +18 ibaresiyle
basılması gerektiğini söyleyen bir blogger yorumuydu bu. Nazik bir şekilde
vermek istediğim mesajı anlattığımda da yazdığım tek bir cümleye takıldığını
fark ettim. Ne yazık ki, vermek istediğim hiç bir mesajı almamış ve sadece
eleştirmek için okumuştu. Beni kızdıran tek yorum buydu. Ön yargılı yaklaşım
bizler için aşılması en zor engellerden biri.
Yasemin Şahin: Aldığım en tuhaf yorum, yazar adayı olarak bir
bölüm yazdığım Sözde Evli alternatif finalin ilk paragrafına gelen yorum: “Hiç komik değil hiç beğenmedim.” Aynı kişi son paragrafta “Tamam kabul
komik ama çok değil,” yazmıştı. Editör olaraksa, benim önceliğim kurgu, kelime ve
cümle hataları. İmla ve dilbilgisi tam ama kurgu bozuksa mantık hatası varsa
ben o kitabı okumam. Okumayacağım kitaba da adımı yazdırmam.
En sinirlendiğim
yorumsa “Buraya virgül koymamışsın...”
Kendi cevabım: Aldığım en tuhaf yorum Bir Boşanma Hikayesi’nde boşanma sürecine giden durumlarını
yazdığım ve Pişmanlıklar Komedyası’nda sonunda
boşanan karakterlerimin, ‘imam nikahlarının düşmesinin’ görmezden gelinmiş
olmasıyla ilgiliydi. Yorumu yapan kişi onları kadın karakter bir başkasıyla bir
daha evlenip ilişkiye girmeden, eski kocasıyla dini olarak bir daha
evlenemeyeceğini söylüyordu ve bunun görmezden gelinmesini hoş karşılamıyordu.
Anlatılmak isteneni tamamen kaçırmasının yanı sıra, inançlar konusunda böyle
fütursuzca ve bilinçsizce yorum yapılmasını tuhaf buluyorum. Bu nedenle
bahsettiği konu hakkında hemen bir araştırma yaptım. Din konusunda ahkam
kesmeye meraklı çok olduğundan Kur-an’da doğrusu nasıl geçer arayıp buldum ve
kendisiyle paylaştım. Ardından da bu tarz bir yorumda bulunmasının, hele hele
eksik ve yanlış bilgilerle, doğru olmadığını belirttim.
Fakat beni en
sinirlendiren yorum bu değildi. Beni en sinirlendiren, bir eleştiri ya da yorum
değil, spam bir hesabın bölümlerimin altına bıraktığı ahlaksız mesajlardı. Profilinde
cinsel organının fotoğrafı vardı ve bir anda bütün bildirimlerim bu ahlaksız
adamın yazdıklarıyla dolmuştu. Okuyucularımın yorumlarına cevap verip onlara
aynı ahlaksızlıkla hoş olmayan tekliflerde bulunuyordu. Böyle hesapların
türemesinden çok, insanların +18 yaş için yazılan hikayelerin peşine düşmek
yerine böyle zihniyetlerin peşine düşmemelerine sinirlenmiştim. Bu tarz
hesaplar Wattpad’e kadar geldi ve esas tehlikenin bu olduğunu göremeyecek kadar
köreldi insanlar. Fakat gözleri hâlâ çocukları için değil, yetişkinler için
yazılmış hikayelerde; çünkü çocuklarını kontrollü, denetimli büyütmektense
sosyal medyada başkalarının özgürlüklerine musallat olmak daha iyi.
2) Yapıcı Eleştiri Nasıl Olmalıdır?
Aşkın Nur Karataş: Yapıcı eleştiri yazarın motivasyonunu
düşürmeyecek şekilde yapılmalı. Eleştiri sadece olumsuz şeyleri söylemek demek değildir.
Olumlu noktalara değinmek de eleştiridir. Olumsuz eleştiri yapılacaksa
kesinlikle önce olumlu görülen yerlerden başlanmalı daha sonrasında eleştiri
yapılacak yer ile ilgili öneriler sunulmalı. Elbette biz de bazen kitabı
yazarken bazı önemli noktaları atlayabiliyoruz. Kafamda çok fazla şey olduğunda
bu durumu çok sık yaşıyorum. İnternet ortamında yazıyor olmamın en güzel yanı
da anında eleştiri alarak eksik ve hataları anında düzeltiyor olmam.
Ayşenur Nazlı: Yapıcı
eleştiriyi eskiden bir hobi gibi yeni yazarlara yapardım. Yazdıklarını
okuduktan sonra onlara özelden(kesinlikle umumi değil) uzunca neyi beğendim,
neyi beğenmedim ve bunların sebepleri ne, nasıl düzeltilir ya da geliştirilir
tavsiyeleri ile birlikte yazardım. Hiçbirinden de kötü bir dönüş almadım. Öncelikle
seviyeyi korumak ve emretmek yerine, bir arkadaş gibi tavsiye vermek önemli.
Yapıcı eleştiri sırf övmek de değildir. Tamam, övülecek bir şey varsa översiniz
ama abartmadan veya kusursuzmuş gibi bahsetmeden; çünkü kusurları göz ardı
ederek överseniz yazarı kısıtlarsınız; onu mükemmel olduğuna ikna edip
gelişmesini engellersiniz. Kör hayranlık da tıpkı 'hater'lık kadar kötüdür.
Filiz Şakar: Her
şeyden önemlisi hakaret ve kırıcı sözler içermemeli bence. İnsanlar yorum
veya eleştiri yaparken esere değil de kişiye yorum yapar gibi davranıyorlar.
Zaten odak noktamız eser ve bize kazandırdıkları / kazandırmadıkları
olsa bu sorun ortadan kalkacak. Ancak maalesef yermeyi pek seven ve
abartan bir milletiz.
Merve Duman: Kibar
bir dille ve gerçekten samimi bir şekilde yapılan her yorumun yapıcı eleştiri
niteliğinde olduğunu düşünüyorum.
Nurcan Balkanlı: Yapılan hatanın ne olduğunu, nasıl düzeltilmesi gerektiğini gösteren eleştiri yapıcı eleştiridir ama maalesef bizim okurlarımız yazara ve hikayeye hakaret etmenin eleştiri olduğunu düşünüyor.
Nurcan Balkanlı: Yapılan hatanın ne olduğunu, nasıl düzeltilmesi gerektiğini gösteren eleştiri yapıcı eleştiridir ama maalesef bizim okurlarımız yazara ve hikayeye hakaret etmenin eleştiri olduğunu düşünüyor.
Özge Erkin: Biz yazanlar için en besleyici şeylerden biri yapıcı eleştiri bence; çünkü
ben tamamım, harika yazıyorum diyen kişi ne yazık ki bütün ışığını kaybetmiştir
benim gözümde. Yazarı ileriye götüren eksiklikleridir ve bu eksiklikleri
gören, güzel bir üslupla karşısındakine ileten kişi hazine değerindedir.
Eleştirinin üslubu ne kadar önemliyse, eleştirenin niyeti de o kadar
önemli. Sadece eleştirmiş olmak ve duyar kasmak için mi eleştiriyor, yoksa
okumayı hayat tarzına dönüştürmüş ve yazarın gerçekten kendisine fayda
sağlamasını istediği için mi
eleştiriyor… En önemli kısım bu; çünkü eleştirilerini paylaşan bir kesim sırf
farklı olmak için özellikle kötü ve aşağılayıcı eleştiri yapmayı popülerlik
basamağı olarak kullanıyor. Bu durumun yazar için en ufak bir getirisi olmuyor
ne yazık ki; çünkü yazarın elindeki kalemi kırmaya yönelik tüm saldırılar,
eleştirinin yakınından bile geçmiyor.
Yasemin Şahin: Yaza-okur veya yazar-editör arasında saygı çerçevesini aşmadan, hakaret etmeden
eleştiri yapılmalı. Ben okur olarak bunu yapabildiğime inanıyorum...
Kendi Cevabım: Yapıcı eleştiri ‘iyi’ ya da ‘kötü’ olarak
nitelendirmeden, sadece ‘yapıcı’ olandır. Okuyan, dinleyen kişi veya kişilere
bir şeyler katandır. İnsanlar hata yapa yapa doğrulara ulaşır. Hatası varsa,
bunları bilmelidirler ki doğruyu bulabilsinler. Doğru yaptıkları, güçlü
yanlarını da bulabilmedirler ki bunları daha da güçlendirebilsinler. Eleştiri bir yol
göstericidir aslında.
Bu konuda daha fazla
konuştuğum yazımı buradan okuyabilirsiniz.
3) Hep okuyucunun yazarı eleştirdiği bir
sistemden yaşıyoruz. Fakat işler tersine dönse ve yazar okuyucusunu eleştiriyor olsa, sizin okuyucularınıza yapabileceğiniz yapıcı eleştiri ne olurdu? İyi ya da
kötü fark etmeden…
Aşkın Nur Karataş: Ben kendi adıma okuyucumun daha fazla etkileşimde olmasını
isterdim. Okuyup geçmekten ziyade eksik görülen, hatalı olan ya da gerçekten
hayran oldukları noktaları daha çok yazmalarını isterdim. Bunlara gerçekten
önem veriyorum. Mantık çerçevesinde okuyucumun fikirlerine göre hikâyemi de
uyarladığım oluyor.
Ayşenur Nazlı: Bu
biraz zor bir soru oldu; çünkü okurlarıma da genellikle anne korumacılığıyla
yaklaşıyorum. Ben internet yazarlığı olmadan büyüdüm, o zamanlar yazarlar
ulaşılmazdılar, sadece imza günlerinde görürdünüz. Şimdi ise bizlere ulaşmak
çok kolay, aramızda sürekli bir etkileşim var. Ben o ortamdan çıkmış biri
olarak diyebilirim ki hiçbir yazarın imzasında çığlıklar duymazdım, onlara
popstar gibi davranıldığını görmezdim, olması gereken de buydu. Şimdilerdeki
imza günleri bana aşırı geliyor, çığlık atıldığında ne yapacağımı şaşırıyorum.
Bunun ortasını bulursak; yazarların da hepimiz gibi insan olduğunu görürsek;
bazı yazarların ilahlaştırıldığını fark edip bunu düzeltmeyi denersek belki
daha sağlıklı bir topluluk olabiliriz. Aramıza bir uçurum çekmeye hiç gerek
yok. Yazarlar popstar değil, olmamalı da. Şahsen ben kendi okurlarımdan
memnunum, umarım onlar da benden memnundur.
Filiz Şakar: Allah'ım
bugünün geldiğine inanamıyorum. Evet ne zamandır böyle bir an bekliyordum.
Belki biraz uzun olabilir. Son dönemlerde etikete çok önem verir durumdayız.
Kaç takipçisi var, kaç yorum almış, kaç izlenmiş, kaç bin satmış. İçerik hiç
önemli değil sanki gibi davranıyorlar. Ne yalan söyleyeyim, bu beni biraz
üzüyor. Uğraşıyorsun, emek harcıyorsun, üzerine saatler harcıyorsun ama
karşında buna kıymet veren insan bulamıyorsun. Bu sadece kitaplar için
geçerli değil elbette. Bu profildeki insanların kafasını anlamak için Youtube
Trendler kısmına bakmanız yeterli. Kaliteli içerik kitap da olsa, video da olsa
değer görmüyor. Bu da zaten rekabeti bol olan, çok satan raflarını satın alacak
maddi gücü olmayan bizleri daha çok zorluyor. Karşında iyi okur görmek
istiyorsun, eleştirsin şurası eksik desin, şurası iyi olmuş desin ama sırf
popüler olduğu için okumuş olmasın. Merak ettiği ve okumak istediği için okumuş
olsun.
Merve Duman: İşler
tersine dönseydi yapabileceğim eleştiri kuşkusuz şu olurdu: Kalbinizle okuyun,
yalnızca gözlerinizle değil; çünkü birkaç saniyeliğine bile içinizi ısıtmış
olan bir kitap kesinlikle size dokunmuş demektir.
Nurcan Balkanlı: Aslında bu konuda son zamanlarda çok doluyum. Başta dediğim gibi kurgumda yaptığım değişiklikler karşısında ciddi tepkiler aldım. Evet haklı oldukları noktalar da vardı ancak bunu dile getirme tarzları o kadar kırıcıydı ki beni çok üzdü. Aslında çoğu zaman dile getirdiğimiz bir söz vardır. Şiddete başvurarak haklıyken haksız duruma düşme deriz. Burada olan tam olarak buydu. Sözleriyle yaptıkları şiddetle haksız duruma düştüler. Beğenmediğinizde okumayı bırakmak çok kolay. İnsanlara hakaret edip sözlü şiddet uygulamak yerine keşke sessiz kalabilse. Ben de Wattpad de bir dönem okurdum. Beğenmediğimde hikayeyi okumayı bırakır kimseyi kırmazdım. Yani kısaca okurların klavye delikanlılığını bırakması gerekir bence. İnsanlara hakaret etmek eleştiri değildir. Sözlü şiddettir.
Özge Erkin: Bu zor bir soru. Hiç bu açıdan düşünmemiştim
ama aklıma ilk gelen eleştiri, okurların her şeyi çok çabuk tükettikleri. Bir kitabı eline alıp okumaya başladığınızda
en az dört-beş saat içinde bitirebilirsiniz. Okuma hızına göre değişir
elbette ama o kitabın gebeliği aylarca, hatta yıllarca sürebiliyor. Bazen bu
ayrıntıyı unutabiliyor okurlar. Bir de en çok dikkatimi çeken durum da yazılan
her şeyi yazarın kendi hayatından yola çıkarak yazıldığına inanmaları. Yazar
elbette ilk önce kendinden başlar yazmaya; çünkü en iyi bildiğin şeyi yazmak
kolaydır. Fakat kurgunun içindeki duygu ve tecrübelerden oluştuğunu düşünemiyor.
Örneğin, mafyatik bir karakter
yazıyorsan ve okur bundan etkilendiyse kesin bu alemin içindesindir ya da en
azından birilerini tanıyorsundur. Bu düşünce en sık rastladığım ama okurun en
çok yanıldığı durum sanırım. Yazma amacımız yüreklere dokunmak, unutulan bazı şeyleri hatırlatmak,
farkındalık yaratmak ya da zorlu gündelik yaşantıdan okuru uzaklaştırıp yüzünde
gülümseme yaratmak. Bunları unutmamaları
dileğiyle.
Yasemin Şahin: Önce gözünüzle okuyun,
beyninizle hazmedin... Herkes her kitabı beğenmek zorunda değil, çöp demek de o
kitapta emeği olan herkese saygısızlıktır. Eğer kitap okuyorsanız zaten
saygısız değilsinizdir...
Kendi Cevabım: Her birey bir kitap gibi okunabilir aslında ve
ben onları okuduğumda, içlerinde konuşmaya değer birçok şey buluyorum. Düşünmeden
konuşmamalarını söyleyebilirim onlara. Düşünmenizi engellemeye çalışan güçlerle
çevrelenmiş durumda dünya. En büyük silahınız düşünceleriniz. Düşünün ve
konuşun ama önce düşünün. Her birinizin düşünceleri ayrı ayrı çok değerli zira.
Nazik olun. O kadar zor değil inanın. Korkusuz olun. Hepiniz çok cesursunuz
biliyorum. Gördüğünüz doğruları da yanlışları da ifade etmekten kaçınmayın.
İfade etmek en büyük özgürlüğünüz sizin. Sesinizi duyurun. Eleştirmek, biraz da
sesini duyurmaktır. Birilerinin düşünmesinden, konuşmasından, en çok da okuyup
öğrenilmesinden korkulan bir dünyada yaşıyoruz. Siz bunların hepsini yapın. Hem
de en iyi şekilde. En önce de kendinizi eleştirmekle başlayın.




2 yorum
:) harikasınız
YanıtlaSilÇok güzel noktalara değinmişsiniz, aslında herkes doğru eleştiri yapmayı bilebilse kitapçılar daha kaliteli kitaplarla dolacak ve daha kaliteli bir toplum olacağız:)
YanıtlaSil