Başarıyı Putlaştırmak
Sınava hazırlandığım sene, bir gün babamla birlikte dershaneden çıkmış eve giderken bir konu hakkında sohbet ediyorduk. Konu nereden döndü oralarda geldi bilmiyorum ancak laf yengemin ismine geldi. Bir an durdum. Beynimi zorladım. Mezun senemdeydim, sabahtan akşama kadar yaklaşık sekiz derse ve iki etüte girmiştim. Sayısız soru çözmüş ve konu öğrenmiştim gün içinde. Beynimin içi beş şıklı sorular ve cevaplarıyla doluydu ancak o an öylece kalakalmıştım. Size o an termodinamik yasalarını baştan sona sayabilir, iki bilinmeyenli denklem grafiği çizebilir ve hatta çekirgelerin evrim haritasını anlatabilirdim ama yengemin adı aklıma gelmiyordu.
Belki bir yarım saat düşündüm. Ve hayır. Beynim, iki bilinmeyenli denklemlerin türevini alabilmek için yengemin isminden vazgeçmişti adeta. En sonunda babam, kahkahalar eşliğinde yengemin adını söyledi. O sene kim bilir kimlerin adını, kimlerin sıfatını unuttum. Bu trajikomik olay, aslında başarıyı ne kadar fazla ciddiye aldığımızın bir kanıtı. Birebir yaşadım, biliyorum.
Çocuklar okula başlarken, ebeveynlerinin ondan tek bir beklentisi vardır. Başarılı olmak!
Hatta ebeveyn olarak bu kavramı öylesine sahipleniriz ki evlatlarımızın buna ulaşabilmesi için elimizdeki bütün imkanları sunmaya hazır oluruz. O çocuk bir saat ders çalışsın diye neler neler yapmayız ki! Yeter ki çalışsın! Değil mi?
Eğer bir meslek sahibi olmak veya bilim üzerine uğraşmak istiyorsak, örgün eğitim yapmamız ve bu eğitim sonucu başarılı olmamız gerekiyor. Bu sayede itibar sahibi olabilir, konforlu bir hayata merhaba diyebiliriz. Bu açıdan bakıldığında oldukça güzel bir durum.
Ancak bu senaryonun gerçekleşmeme olasılığı da bir hayli yüksek. Bu durumda bizi daha az gelir ve daha düşük bir alt sınıfa ait olma durumu bekliyor.
Aslına bakarsanız, olaylara bu kadar tek yönlü bakmak hiç de doğru bir tavır değil. Başarıyı bu kadar hayatın merkezine koymak, belki de en büyük başarısızlıklarımızdan biri olabilir. Bu iki sonuçta birbirine üstün veya iyi değil. Okul hayatı boyunca mükemmel notlar getiren ancak yukarıda anlatılan tabloya ulaşamamış binlerce örnek vardır. Aynı şekilde tam tersi de var tabii.
Bence buradaki en büyük yanılgı, başarının tanımında… Başarı kelimesine yüklediğimiz anlam, sadece okuldaki yüksek notlardan ibaret. Ne yazık ki her öğrencinin fıtratı bir değil.
Bir maymunla bir balığa ağaca tırmanma görevi verildiğinde, kim başarılı olur dersiniz? Ya da şöyle sorayım, balık ağaca tırmanamıyor diye onu başarısız mı sayarsınız? E o halde maymun da denizin altında yaşayamaz, buna ne diyeceğiz? Onu da bu başarısızlıkla mı yaftalayacağız? Nasıl iki hayvanın özelliklerini bir tutamıyorsak, insanları da bir tutamayız.
Son yıllarda filmlerde, dizilerde çok dikkatimi çeken bir durum var. Başarı ve mutluluğun özdeşleştirilmesi. Başarılıysan mutlusun, başarısızsan mutsuzsun. Bu sebeple her ne yolla olursa olsun, başarılı olmalısın. Çünkü mutluluğu ancak bu şekilde elde edebilirsin. İşte bize empoze edilen bu kavram vesilesiyle, öğrenciler gerçek hayattan soyut bir yaşam sürüyor. Odak noktaları dersler, ödevler ve bilmem ne teorisi oluyor. Doğayı, insanları, hayatı tanımayı unutuyoruz. Misafirliğe gitmekten çekiniyoruz, bir tane bile ev işi yapmayı bilmiyoruz, çiçek nasıl yetiştirilir öğrenemiyoruz. En nihayetinde üniversiteyi bitirip, kendi hayatımızı kurmaya çalıştığımızda sudan çıkmış balığa dönüyoruz. Ben evlendiğimde nasıl çamaşır yıkanacağını bilmiyordum mesela. Hiç ihtiyacım olmamış ki o zamana kadar. Bir kere bile elimi sürmemişim. Ben yeter ki ders çalışayım diye, çamaşırlarım yıkanmış katlanmış dolabıma geri dönmüş.
Eğer okuldaki yüksek notların karşılığı iş hayatında ekonomik rahatlık ise; o halde şu soruyu sormam gerekiyor. Bill Gates, Mark Zukerberg ve daha nice başarılı iş adamı üniversiteyi bitirmedikleri halde nasıl milyonlarca dolar kazanıyor?
Bu tabii ki amaan okumayalım hepimiz ticaret yapalım, girişimci olalım demek değil. Bu, okul notlarıyla başarıyı özdeşleştirmeyelim demek. Okulu para kazanma amacıyla değil, yıllar boyu çalışacağımız mesleğin temel donanımlarını öğreneceğimiz bir yer olarak görelim. Zaten 16 yıllık örgün eğitimi tamamlamış bir bireye, okul daha fazlasını vaat etmiyor. Temel donanım. Gerisi bizim becerimiz ve yeteneğimiz.
Başarı kaç puan aldığın veya sıralaman değildir. Asla.
Eğer bunu biraz olsun anlayabilirsek, belki o zaman çocuklarımız sınavda bir soruyu kaçırdıkları için saatlerce gözyaşı dökmezler.
Filiz Şakar




0 yorum