Sanat ve Aşk

by - Şubat 01, 2019


Sanat ve Aşk 

Dünyanın en evrensel, en zamansız, en mekansız kavramı belki de aşk. Coğrafyası yok. Zamanı yok. Irkı, dili, dini, cinsiyeti, yaşı yok.

Ve belki de sanata, sanatçıya en çok ilham veren aşk bu nedenden.

Agatha Toromanoff'un bu ilhamla hayat bulan eserlerden derlediği kitabı tam da bunu anlatıyor işte bize. Aşkın kalıplara sığmayışının muhteşemliğini. 

(Gustav Klimt, The Kiss)

Çiftler arasındaki o gizemli, küçük dünya milattan önceki zamanlardan beri ilham olmuş sanatçılara. 





Sanat Tarihinde Aşıklar'ın 
ilk sayfasında Aheraton ile Nefertiti heykelciğine yer verildiğini görüyoruz. Aşkın zamanın başlangıcından beri var olduğunu göstermekle kalmayan bu eser, bizlere bir tarihi anlatıyor, aşklarının tasviriyle.

Kral ve kraliçenin mesafeli, dik duruşları, güçlerinin bir işareti ama yine de ellerini bir arada tutuyorlar. Sorumlu oldukları toplumun karşısında duruşları ve gösterdikleri mesafeli duruş, bizlerle o zamanın kültürel yaklaşımları hakkında bilgi veriyor. Hem iki yönetici, hem de eş olmanın arasında bir yerde bu duruş.

Kronolojik bir sırada yer verilmiş eserlere kitapta. Ahereton ve Nefertiti'den beri aşkın ve aşıkların var olduğunu anlatmak için belki de.

(René Magritte, The Lovers)

Antik Mısır'da, Meksika Vadisi'nde, Antik Roma'da, İtalya'da, Anadolu'da, Hindistan Kıtası'nda var olan aşıkları anlatmış kitap bize. Her birinin farklı bir hikayesi var üstelik. Yaşları farklı. Yılları farklı. Hatta bazılarında, aşk da farklı.


Lucas Cranach'un Uyumsuz Çift resminde tasvir edilen uyumsuz çiftle, aşkın bir başka türü anlatılmış mesela.

Aşk, her zaman bir kişiye duyulan değildir, onu göstermiş Cranach. Resme baktığımızda ilk dikkatimizi çeken, çirkin, yaşlı bir adamla, genç ve güzel bir kadın oluyor. Yavaşça ayrıntılara takılıyor sonra gözümüz. Kadın ve erkeğin birbirlerine dokunuşundaki cinsellik mesajı takılıyor gözümüze. Böylece çiftin birbirlerine şehvet duyduğunu düşünüyoruz ilk etapta. Sonra, kadının yanında açık duran keseyi görüyoruz. En önemli ayrıntı ise kesenin ağzının açık olması. Bu da bize kadının adamla ilişkisindeki maddi çıkarlarını düşündürtüyor. Dikkatle yüz ifadelerini inceliyoruz. Adamın yüzündeki gülüşle, kadınınki arasındaki farklar dikkatimizi çekiyor. Kadınınki belli belirsiz, sanki yapmacık. Bakışları keskin. Adamınsa gülüşü bize halinden bir hayli memnun, kadının yüz ifadesinden saklı yatanlardan habersiz olduğunu düşündürtüyor.

Böylece anlıyoruz işte aşkın her zaman iki kişi arasında gerçekleşmediğini. Bazen şehvete aşık oluyor insan, bazense paraya. Bazen sadece güzel bir yüz aşk, bazense samimi bir kalp. 

Tek bir resimde aşka dair koca bir masal anlatıyor sanatçı bize aslında. 

Düşününce, bu masal hâlâ yaşanmaya, yazılmaya devam ediyor; çünkü aşk gibi, bu resimde anlatılan hikaye de zamansız. Bu resmin tarihi on altıncı yüz yıla dayanıyor. Fakat yirmi birinci yüzyılda aynı hikaye tekrar tekrar yaşanıyor aslında.

(Francesco Hayez, The Kiss)

Farklı farklı sanatçılardan, farklı farklı aşkların tasvirler yer alıyor kitapta ve her bir tasvir, onlara bakan her bireye farklı şeyler ifade ediyor.

Francesco Hayez'in Öpüşen Çift'i bazen bir veda, bazen bir zorlama, bazen de genç aşıkların gizli kaçamağı anlamına gelebiliyor mesela; çünkü aşk herkes için farklı anlamlara geliyor. Aşkı anımsatan çağrışımlar, her birimiz için farklı.

Resimde gördüğümüz çiftin gerçek hikayesi ya da sanatçının hisleri değil, onu gördüğümüz anda bize çağrıştırdıklarında saklı aşkın anlamı. 

Aslında bir eserin anlamı, Öpüşen Çift'in hikayesi, bizim içimizde saklı; çünkü herkes aşkı başka başka taşıyor içinde.

Tam da bu yüzden kalıplara sığmıyor aşk. Birine uyan kalıp, bir başkasına uymuyor. Sanatsa bize bunu somutlaştırarak gösteriyor. 


(Fotoğraflar geçmişe kapı açarlar ama aynı zamanda 
geleceği görmenize de yardımcı olurlar -Sally Mann)

Kitapta çağlar değişti, kişiler değişti, bir çok tarihi olay, sanat türleri geldi geçti. Kitabın son sayfasında, sanatçının tekniği, küçük heykelciklerden, devasa heykellere dönüşmüştü artık.

Yani teknoloji, imkanlar, teknikler değişmişti ama yine de tema aynıydı: Zamansız aşk!

(Ron Mueck, Couple Under An Umbrella)

Sonra kitabın kapağı kapanıyor.
Ve durup düşünüyorum.
Aslında, sanatın kendisi, başlı başına bir aşk, sanatçı bir aşık değil mi?
Bu kitabı hazırlayan yazar, sanatçı, aşık, sanat tarihindeki aşıklara ya da belki de aşkın kendisine aşık, bir aşık mı öyleyse?

İşte haftanın sorusu! 

Bir sonraki hafta görüşene dek, bunun üzerine biraz düşünebilirsiniz belki de...

Elif Yılmaz

Kaynakça:

Toromanoff, Agata. Sanat Tarihinde Aşıklar. Translated by Ayşegül Gürsel Duyan, Hep Kitap , 2018.








You May Also Like

0 yorum