Kitapları Nasıl Okumalıyız?

by - Ocak 15, 2019




Kitapları nasıl okumalıyız?

Aslında hepimiz, bize öğretildiği üzere, bunun çok kolay bir durum olduğunu varsayar ve kitapları içimizden geldiği gibi okumayı tercih ederiz. Kitap okumak ülkemizde genel olarak başlı başına bir sorunken, bir de nasıl okuyacağımızı öğrenmek, işin biraz cılkını çıkartıyormuşum gibi gözükebilir. Ancak şunu çok iyi biliyorum. Nasıl okuyacağını bilmeden okumaya başlamak karanlıkta koşmaya çalışmak gibidir.

Öncelikle şunu netleştirelim. Niyetim, daha hızlı okumanızı sağlamak değil, daha çok anlamanızı sağlamak. Yani okuduğunuz kitaptan en çok verimi almanızı sağlamak. Bunun için de önce bazı yönergeleri takip edip, okuma tarzımı keşfetmeliyiz.
Bu yüzden işte buradayız.


Genellikle roman okuyor olduğunuzu varsayarsak; kitapları nasıl okumamız gerektiğine dair çok da düşünmemiş olduğunuzu sanıyorum. Hâl böyleyken açılışı bu konuyla yapmam gerektiğini düşündüm.

Birkaç yıl önce Gazi Üniversitesi’nde mühendislik öğrencisiyken, yaptığım en iyi aktivitelerden biri kampüsteki devasa kütüphaneyi gezmekti. Bir sonraki ders vaktine kadar olabildiğince çok kitap keşfedebilmeyi dileyerek, edebiyatla ilgili katta uzun uzun kitap incelerdim. İşte orada yaptığım keşiflerden birisi Kitapları Nasıl Okumalı?  isimli kitaptı. Yeni baskısını bulamayacağımı düşündüğüm için kitabı ödünç alıp, olabildiğince önemli yerleri not almaya özen göstermiştim. Kitabı kütüphaneye geri iade etmekte ne kadar zorlandığımı tahmin etmişsinizdir.

Bu notlar sayesinde, o dakikadan sonra elime geçen kitaplara olduğu gibi bakamıyordum. Var olan yönergeler, kitap okumayı ve kitabın içeriğini algılamayı o kadar basitleştirmişti ki, ben bile oldukça hayran kalmıştım. Özellikle kitap incelemesi yapacak olan bloggerlara özel bir bölüm bile vardı.
Kitaptan ufak bir alıntı yaparak devam edelim istiyorum.

“Okumak, tıpkı yardımsız keşif gibi, olmayan bir öğreticiden öğrenmektir. Bunu ancak, nasıl yapıldığını bilirsek başarıyla yapabiliriz.” –Kitapları Nasıl Okumalı
Aldığım notlar vesilesiyle bu yazı dizisini başlatmak istiyorum. 'Kitapları Nasıl Okumalıyız?' öğretisini kendimizi bu konuda geliştirmek adına birden fazla konuya açacağım. Her hafta yeni bir içeriğinden bahsedeceğim. Nasıl talepkâr bir okur olabileceğimizden, bir kitabı adil bir şekilde nasıl eleştirebileceğimize kadar bir çok öğretiyi bu başlık altında sırayla öğreneceğiz.
Bu yazıda okuma düzeylerinden ve bu seviyelerin gerekliliklerinden bahsedeceğiz. Böylece bir sonraki yazıya kadar bu düzeyler sayesinde okuma tarzımı yenilemiş olacağız.



Öncelikle okuma düzeylerinden bahsedelim...

Okuma şeklimizi dört düzey üzerinden inceleyebiliriz:

Birinci düzey okuma; başlangıç olarak adlandırılabilir. İlkokul veya daha erken dönem okumaları bu seviyeye karşılık gelir. Dili anlamayı hedefler. Burada okumayı öğrenme aşamaları analiz edilir. Burada bilmemiz istenen olgu, bir cümlenin ne anlattığını anlayabilme kapasitesidir. Bu metni okuyor olmanız; bu düzeyin bahsettiği kavrama zaten sahipsiniz anlamına geliyor ancak başka bir dilde bir metin okuduğunuzda, okuma seviyeniz burada olabilir.

İkinci düzey okuma; İnceleyici okuma olarak adlandırılan bu düzey gerçek bir okuma düzeyidir. Burada unutulmaması gereken nokta, bu düzeyler okuma birikimine dayalıdır. Yani başlangıç seviyesinde etkili bir okuma yapamayan kişi inceleyici okumayı da başaramaz. Bu seviyenin gerekliliği ise; bir yazarın metnini kelime anlamlarına bakmak için duraksamadan ve cümle yapısına takılmadan okuyabilmektir. Yani, cümleleri ve paragrafları anlamlandırabiliyor olmak gerekir.
İnceleyici okuma dediğimiz kavramın en önemli özelliği, bir kitaptan kısa sürede en fazla bilgiyi edinmektir. Bu noktada yapmamız gereken şey, okuma hızımızı arttırmak değil, kitabı nasıl tarayacağımızı ve hangi anahtar kelimeleri alabileceğimizi öğrenmektir. Hızlı okumak metni kavramayı geciktirmekle beraber, okuru tatmin etmeyen bir okuma süreci yaşatacaktır. Bunun yerine kitabı taramak veya ön okuma yapmak çok daha faydalı olacak ve elimizdeki kitap hakkında bize bir fikir kazandıracaktır.

Eğer elimizde anlaması zor cümlelerle dolu bir kitap varsa, yüzeysel okumaktan kaçınmamalıyız. Yani elinizdeki kitabın her cümlesini anlamayı beklemeyin. Yüzeysellikten de korkmayın. İlk okumada bu tip bir okuma yapıp, ileri bir zamanda ikinci okuyuşunuzda o cümlelere daha kolay adapte olabilirsiniz.

Özellikle klasiklerde karşılaştığımız bu zorluk yüzünden, genel olarak klasik kitaplar okumaktan kaçındığımızı biliyorum. Bu tarama ve yüzeysel okuma yöntemiyle, kendinizi teşvik edebilir ve anlayamadığınız cümleleri ilk sefer için es geçerek, okumayı daha keyifli bir hale getirebilirsiniz.

Üçüncü düzey okuma; analitik okuma yapma olarak adlandırılır.  Önceki iki düzeyden daha sistematiktir. Belirtilmemiş bir süre içerisinde kitaptan en fazla bilgiyi almayı hedefler. Analitik okuma kapsamlı bir okumadır. Bu da sizin yapabileceğiniz en iyi okuma biçimi demektir.

Dördüncü düzey okuma; sintoptik okuma olarak adlandırılır. Bizim anlayacağımız şekilde söyleyecek olarak karşılaştırmalı okuma da diyebiliriz. Burada okur, birden fazla kitabı aynı anda okur ve bir nevi karşılaştırır/kıyaslar. Ancak direkt olarak karşılaştırır demek bu düzeyin becerisini tam olarak karşılamaz. Bu seviyedeki bir okur, okuduğu kitaplar vesilesiyle okumakta olduğu kitapların hiçbirinde olmayan bir analiz geliştirebilir. Bu yüzden bu düzey en aktif  ve en çok özen gerektiren okuma çeşididir.



Kendimi değerlendirecek olursam, çok terim gerektiren kitapları okumadan önce ikinci düzey okuma yapıyorum. Öncelikle kitabı tarıyorum, başlıkları inceliyorum, en çok faydalanacağımı düşündüğüm başlıkları not ediyorum. Anlamadığım cümleleri atlayıp, bütünü anlamaya çalışıyorum. İyi bir ikinci düzey okuma yaptıktan sonra, üçüncü düzeye geçiyorum. Kitabı daha derinlemesine incelemek üzere okumaya başlıyorum. Süre kısıtlamam olmadan en çok verimi almaya çalışıyorum.

Siz kendinizi bu düzeylerden hangisinde görüyorsunuz? Bir kitaba başlarken inceleme veya ön okuma tarzı bir başlangıç yapıyor musunuz? Yorumlarınızı paylaşmayı unutmayın.

Filiz Şakar



Kaynakça:

Adler, Mortimer J., and Charles Van Doren. Kitapları Nasıl Okumalı. Translated by A. Erkan Koca, Birleşik Kitabevi, 2011.

You May Also Like

4 yorum

  1. Baktığımda ikinci düzeyde olduğumu söyleyebilirim sanırım, çünkü bilgi almak için değil de kurgu okumak için kitap okuduğumu fark ettim. Bunun nedeni de o kadar bilginin arasında kalmaktan korkmam muhtemelen. Benim için bir kitaptan tarayarak bilgi bulmaya çalışmak, koca bir okyanusun içinden bir inci çıkarmaya çalışmak gibi. Kendime bu alışkanlığı kazandırmak isterim açıkçası, bunu da buradaki yönergelerle öğrenmek çok keyifli olur. ❤❤

    YanıtlaSil
  2. Bir kitabı almadan önce kitabın sayfalarını karıştırıyorum,inceliyorum. Eğer sevdiğim türdense ve bana uygun bir kitapsa alıyorum.

    YanıtlaSil
  3. Ben bir-kac kitabı aynı anda okurum. Birinden tat almazsam diğerine geçerim, sonra birinden tat aldıysam onu bitirir daha sonra ikinci kitabı da okumam. :D canım isterse çoook sonra okurum. Eğer klasik bir kitapsa başka yardımcı olacak kitapları da karıştırıyorum ama genelde o kitapları ikinci okumamda anlayabiliyorum. Hangi türdenim acaba.

    YanıtlaSil
  4. Ben de kitaba baslarken arastirma yapıyorum mutlaka okudugum kitabı daha iyi anlamamı sağlıyor

    YanıtlaSil