Ölü Adamın Pasaportu

by - Şubat 15, 2019





Ölü Adamın Pasaportu

Ramses’in sıra dışı hikayesini okumaya hazır mısınız?

Çünkü ben, öğrendiğim gündem beri hazırım anlatmaya. 

Ve siz de okumayı bitirdiğiniz de benzer şeyler hissedeceksiniz.

Ramses, Antik Mısır’ın on dokuzuncu hanedanlığının, üçüncü kralı, firavunlar arasında hükümdarlığı en uzun süren ikinci isim. Kendisi, Mısır’ın dört bir yanına inşaa ettirdiği devasa heykellerle tanınıyor en başta. Fakat ölümünden asırlar sonra işler biraz değişiyor…


Ramses ilk başta Krallar Vadisi’nde büyük bir tabutta devam ediyorken ebedi uykusuna, mezar soyguncularından korkan papazlar bir türlü huzur vermiyor. Sürekli yeri değiştiriliyor mumyanın. Bazı kaynaklar, bir yerde üç günden fazla kalmadığını söylüyor hatta.

Bu nedenle uzmanlar mumyanın yerini bulduklarında orijinal tabutunun çoktan kaybolmuş olduğu görülüyor. Üstelik mumya fazlasıyla hasar görmüş durumda. Bunun üzerine Fransa’daki uzmanlarla iletişime geçiliyor hızlıca ve mumyanın Paris’e gitmesi gerektiğine karar veriliyor.

Ve olanlar oluyor!



Bir ülkeden diğerine seyahat etmek için neye ihtiyacınız vardır?

Elbette bir pasaporta! Ramses için de bu durum değişmiyor. Fransız hükümeti, asırlar önce ölmüş bir mumyadan, ülkeye girişi için pasaport talep ediyor. Ölmüş olması, kanundan kaçması için bir bahane değil sonuçta.

Böylece ülkeye girişi için bir pasaport düzenleniyor ölü firavuna. Mesleğiyse aynen böyle yazılıyor. “Kral (Ölü)”

Sonuç olarak kendisi tarihte pasaportu olan ilk mumya oluyor.

Bunun sebebinin, mumya hırsızlığının önüne geçmek olduğu söyleniyor. Böylece Ramses var olan, varlığı kanıtlanabilen birisi olacak ve yasal yollarla takip edilebilecek.

Ölmüş bir firavun, asırlar sonra, bir pasaport sayesinde bir anda var oluyor. 

Peki ama gerçekten öyle mi?


Jean Baudrillard, Simulation and Simulacra  adlı kitabında bu konuya değiniyor.

Şu sözlerle başlıyor örneklendirmesine:

“Mumya kültürel birikimin bir anlama sahip olduğunu gösteren kesin bir kanıttır. Geçmişi gün ışığına çıkarıp depolayamadığı takdirde şu bizim çizgisel ve bir birik(im)tirme anlayışı üzerine oturan kültürümüz çökme tehlikesiyle karşı karşıya kalacaktır. İşte bu yüzden Firavunları mezarlarından, mumyalarıysa içine kapatılmış oldukları o sessiz dünyadan çekip çıkarma gereksinimi duyulmuştur. İşte bu yüzden onları unutulmaktan kurtarmaya ve askeri alandaki başarı ve şereflerinin kutlandığı bir törene ihtiyaç duyulmuştur. Bu yapılırken de mumyalar bilime ve kurtçuklara yem edilmişlerdir. Oysa binlerce yıldan bu yana onların bozulmadan kalmasını sağlayan şey sırlarıydı. O eski düzende çürümeyi engelleme gücü, ölüme üstün gelmek demekti. Sahip olduğumuz bilimsel düzeyse mumyaları onarmanın ötesine geçememektedir. Bir başka deyişle görünmesi gereken bir düzeni onarmaktan başka bir şey yapamıyoruz. Oysa mumyalama işlemi gizli bir boyutu ölümsüzleştirilmek istenen efsanevi bir çalışmaydı.”

Ona göre insanlar geçmişi bugüne taşıma ve, süreklilik kazandırma çabası içindeler daima. Geçmişi bugün de  var etme çabası da denebilir buna.

Ramses’in varlığını sürdürebilmesi için ona bir pasaport çıkartıp, üzerinde deneyler yapıp, onu bir müzeye koyuyor insanlar.  Fakat bundan önce de varlığıma devam etmiyor muydu aslında? Bir tabutun içinde, gözlerden uzakta ve insan elinde “onarılmak” yerine, parazitler tarafından “zarar görürken” dahi var olmaya devam etmiyor muydu aslında?

Baudrillard, tüm bunların Ramses’in var olmasına değil, yok olmasına sebep olduğunu savunuyor. İnsan elinde yok oluyor mumya. Papazlar tarafından yeri değiştiriliyor, uzmanlar tarafından bir müzeye yerleştiriliyor. Üzerindeki tüm tarih yok olup gidiyor.

Walter Benjamin, sanat eserlerinin sahip olduğu “Aura” üzerine konuşur bir kitabında. Bir kopya ne kadar mükemmel olursa olsun, auraya sahip değildir der. Aura, üzerindeki yaşanmışlıktır aslında. Ramses’in mumyasının üzerindeki zarar görmüşlüktür. Aura, mumyanın yeri değiştirildiği anda kaybolmuştur. Tarih kaybolmuştur. Yani aslında insanların o ‘var olsun’ diye yaptıkları, mumyanın ‘yok olmasına’ sebep olmuştur bu mantıkta.

Sözlerimi biraz açık uçlu bitirmek istiyorum bu noktada. Cümlenin sonuna keskin bir nokta yerine, üç nokta koyuyor, bu konuda düşünmeyiyse size bırakıyorum…

Kaynakça:

1.    Baudrillar, Jean. “The Precession of Simulacra.” Simulation and Simulacra. 1981

2.    Benjamin, Walter. The Work of Art in the Age of Reproduction. 1936


Elif Yılmaz

You May Also Like

1 yorum