Üretmek İçin Tüketmek!
Üretmek İçin Tüketmek!
Son dönemlerde dilimize dolanan yeni bir kavram var: Tüketim
Çılgınlığı.
Ne kadar çok alışveriş yaptığımızdan, gerekli gereksiz her şeyi
tükettiğimizden bahseden bir kavram. Az çok aşinasınızdır zaten.
Bununla ilgili gerekli araştırmaları yaparken, kendi hayatımı
ve kendi tüketim çılgınlığımı düşünmeden edemedim açıkçası. Bir gün boyunca
yaptıklarımı düşünerek işe başladım. Kitap okumak, dizi izlemek, sosyal medyada
takılmak, evi toparlamak, belki ev için bir miktar alışveriş yapmak vs. Liste
uzayıp gider.
Şimdi bir bakalım.
Yemek yedim. Tükettim.
Kitap okudum. Tükettim.
Dizi izledim. Tükettim.
Kirli çamaşırları yıkadım. Yine tükettim.
Aslında çok verimli bir gün gibi gözüküyor olsa da, genele
baktığımızda gün içinde sadece tükettim. Başkasının ürettiği yemeği yedim.
Başkasının ürettiği kitabı okudum. Başkasının ürettiği diziyi izledim.
Peki sorun nerede?
Var olan düzenimiz o kadar kapalı ki üretmek bizim için bir
gereklilik değilmiş gibi hissediyoruz. Doğaya çıkmak, içinden geçenleri yazmak
veya örgü örmek bize ağır geliyor. Ne yazık ki yeni nesil olan bizler böyle bir
sistemin içine doğduk. Büyük görkemli apartmanlarda, beton duvarların arasında
büyüyoruz. Bu da bizi sadece tüketmeye teşvik ediyor. Biraz iyi hissetmek için
alışveriş yapıyoruz. Sosyal medyaya bakarken satın aldığımız ürünün daha
iyisini görüyoruz ve tekrar alışveriş yapıyoruz. Herkesin izlediği o diziyi
izlemeden duramıyoruz. Ortalıkta dönüp duran magazin haberini okumadan
edemiyoruz.
Bir gün yirmi dört saat ve geçen zamanı geri getirebilmenin
hiçbir yolu yok. Bu zamanı nasıl değerlendireceğimizse tamamen bize kalmış.
Ancak şunu da biliyoruz ki insan sosyolojik baskı hisseden bir tür ve
kolaylıkla yönlendirilebilir. İşte bu vesileyle, daha fazla tüketmeye teşvik
ediliyoruz.
Peki gerçekten bu durumun bir çözümü var mı?
Benim kendimce bulduğum bir yöntem var aslında. Bunun adına üretmek için tüketmek diyorum.
Bu yöntemi bulmadan önce sırf okumuş olmak için okuduğum
kitaplar olurdu. Ancak şimdi herhangi bir türde kitap okuyorum diyelim. Roman,
şiir, araştırma kitabı hiç fark etmez. Eğer benim üretkenliğimi destekleyecek
bir faydası olmuyorsa o kitabı bırakıyorum. Bir yazar olarak bana katkısı
olmayacaksa; yeni bir öğreti, yeni bir cümle, yeni bir kurgu görmeyeceksem
okumuyorum. Bu yazar olarak benim tercihim elbette. Doğru olduğunu
savunmuyorum.
Diyelim ki siz bir Instagram içerik üreticisisiniz. Moda
üzerine bir sayfanız var. Burada içerik üretmek için bir kıyafeti satın almanız
gerekiyorsa, bu üretmek için tüketmek
dediğim konsepte giriyor.
Dizilerde de aynı konsepti uygulayabiliriz. Diyelim
İngilizce öğrenmek veya geliştirmek istiyorsunuz. İzlemek istediğiniz dizinin
altyazı özelliğini kapatın. Sadece İngilizce dinleyin veya artık başka hangi
dili öğrenmek istiyorsanız ki ben de kendi İngilizcemi böyle geliştirdiğimi ve
çok faydalı olduğunu belirtmeliyim. Hatta bir dönem bu vesileyle Korecemi baya
geliştirmiştim.
Bu örnekler çoğaltılabilir ancak siz olayı anladınız.
Tüketmekten kaçamayız. Tüketmek hayatımızın büyük bir parçasını kapsıyor. Ancak
illa ki yapmak istediğiniz bir şey vardır. Üretmek istediğiniz bir şey mutlaka
vardır. Bunun için kendi tüketiminizi doğru yönlendirin. Böylece tüketim
çılgınlığını üretmek için tüketmeye çevirebilir ve üreten tarafta olabiliriz.
Filiz Şakar



1 yorum
Yine çok güzel bir noktaya değinmişsiniz, aslında bu bir nevi faydacılık bence çünkü eğer bir şeyin bana faydası(katkısı) oluyorsa ben de onu kullanarak daha faydalı bir şey yapabilirim gibi.:)
YanıtlaSil