Toplumsal Etkiye Bireysel Cevap
Toplumsal Etkiye Bireysel Cevap
En son
kendi iradenizle satın aldığınız bir ürünü düşünün. Onu neden satın aldınız?
Gerçekten kendiniz istediğiniz için
mi? Yoksa birileri sizi etkiledi mi?
Ah,
hayır hayır. Öyle bir şey asla olamaz. Söz konusu etkilenmek olduğunda asla
kabul etmeyiz. Kimsenin etkisi altında kalmadığımızı düşünürüz. Özgür
irademizle, belli kararlar alabilir ve kimsenin etkisi altında kalmadan
istediğimizi yapabiliriz.
Değil mi?
Aslında,
hayır. Yapamayız.
Bunu
kabullenmek oldukça zor olsa da, neredeyse tüm seçimlerimizi belli bir sosyal
etki altında yapıyoruz.
Gelin,
bugün size bir sosyal deneyden bahsedeyim ve mevzuyu anlayalım.
1951
yılında Psikolog Solomon Asch, bir deney tasarladı. Bu deney üzerinden
insanların uyumlama ve taklit yeteneklerini ölçmek istiyordu. Bu deney,
insanların karar verme sürecinde çevresinin ne denli etkili olduğunu gösteren
net bir kanıt haline geldi.
On
kişilik bir gruba bir fotoğraf gösteriliyor ve hangi çubuğun 1 numaralı
çubukla aynı boyda olduğu soruluyor. Doğru cevap C. İlk
baktığınızda rahatlıkla fark edebileceğiniz kadar kolay bir soru aslında.
Ancak
deney yapılan kişiler hileli. İnsanların kararlarının bizi etkileyip
etkilemediğini anlamak için, içlerinden sadece bir kişi gerçek denek. Diğer
dokuz kişi deneyden haberdar ve hepsi aynı cevabı verecek.
Sırayla
soruluyor. Bu dokuz kişi benzer cevabı veriyor ama hiçbiri C şıkkını
söylemiyor. Böyle bir anda siz ne hissedersiniz?
Ben
kendi seçeneğimin yanlış olduğunu düşünürüm ve bu kadar kişi başka bir şey
söylüyorsa bir bildikleri vardır derim ve cevabımı değiştiririm. Evet,
kesinlikle böyle yaparım.
İşte
denek de aynen bunu yapmış. Önce kendi cevabından oldukça emin olsa da, diğerlerinin
cevaplarını öğrendikten sonra kararını değiştirmiş. Yanlış olduğunu bile bile!
Aslında
Asch, bu deneyi, aksini iddia etmek için yapmış ve kendisi de sonuca oldukça
şaşırmıştır. Bu deneyi yapmadan önce, insanların gözlerinin önünde duran
yanlışı, toplum baskısı hissederek değiştirmeyeceklerini iddia etmiş ancak
yaptığı deney tamamen aksini göstermiştir.
Birkaç
yıl öncesinde dünyaca ünlü Türk asıllı psikolog Muzaffer Şerif, buna benzer bir
çalışma yapmıştı. Şerif’in amacı, insanların ortak fikirlere nasıl sahip
olduklarını anlamaktı.
Bunun
için denekler karanlık bir odaya sokuluyor. Duvara ışıklı bir nokta
yansıtılıyor ve deney süresince insanlardan bu noktaya bakmalarını talep ediyor.
Odadan çıktıklarında, ışıklı noktanın ne kadar uzağa hareket ettiğini soruyor.
Aslında
ışıklı nokta hiç hareket etmemiş, olduğu yerde duruyor.
Ancak
insanlar bir miktar hareket ettiğini söylüyorlardı. Karanlık bir odada göz bir
miktar yanılır ve bunu söylemeleri beklendik bir durumdur. Şerif’in asıl
merakı, deneklerin tam olarak emin olmadıkları bir konuda, diğer insanların
söylediklerini ne kadar ciddiye aldıklarını öğrenmekti.
İlk
adımda denekler teker teker ışıklı noktaya bir değer biçiyorlar. Bir santim,
beş santim, yedi santim. Hepsininki birbirinden oldukça farklı.
Bir sonraki
aşamada denekler bir araya getiriliyor ve ikişerli üçerli gruplara bölünüyorlar.
Bu sefer onlardan istenen kendi kendilerine tahminde bulunmak yerine, grup
halinde tahmin etmeleri. Yani her biri diğerinin fikrini duyabilecektir ve hemfikir
olma zorunluluğu yoktur. Yani tahminleri farklıysa bunu söyleyebilirler.
Ancak
öyle olmuyor. Bir araya geldiklerinde, daha önce bambaşka olan görüşler,
birbirine benzemeye başlıyor. Mesela birisi üç santim, diğeri yedi santim
demiş. Konuşmaya başladıklarında beş santim civarında ortak bir karar
kılıyorlar. Birisi tahminini biraz arttırıyor, diğeri azaltıyor. Böylece
birbirlerine uyumlanıyorlar.
Bu
uyumlanma etkisi o kadar güçlü ki, grupları birbirlerinden ayırıp tekrar
sorduklarında, ortak olarak verdikleri tahmini cevap olarak söylüyorlar. Yani
uyumlanmış halde devam ediyorlar.
Üstelik
başkalarının fikirlerinden etkilenip etkilenmedikleri sorulduğunda
reddediyorlar. Yani bunu farkında olmadan yapıyorlar.
Solomon
Asch, karanlık oda deneyinin ikna edici olmadığını çünkü ışık hareketinin
belirsiz olduğunu belirterek, deneyi reddetti. Deneklerin daha önce muhtemelen
böyle bir durumla karşılaşmadıklarını ve bu durumun verecekleri cevabı
etkileyeceğini söyledi. Üstelik bu bilinmezlik sebebiyle insanların diğerlerinin
görüşüne önem verdiğini iddia etti.
Bu
sebeple yukarıdaki çubuk deneyini tasarladı. İnsanların baktığı zaman doğruluğu
bariz bir şekilde ortada olan bir cevap olması gerekiyordu. Ve Asch’e göre bu
sayede, uyumlanma diye bir şey gözlemlenmeyecekti. Herkes kendi cevabını
verecekti.
Ancak
tabii ki tahmin ettiği gibi olmadı. İnsanlar doğruyu açık açık görmelerine
rağmen çoğunluğa uydular ve yanlış cevap verdiler. Solomon Asch yanılmıştı.
İnsanlar
doğrunun farkındayken bile başkalarını taklit ediyorlardı.
Evet,
insan taklit eder, uyumlanır. Başkalarına göre fikir değiştirir ve etkilenir.
Önemli olan asla etkilenmemek değildir. Böyle bir şey zaten mümkün de değildir.
İnsan var olduğu sürece uyumlanmak zorundadır; çünkü bu doğada hayatta kalmanın
bir yoludur. İnsanın varlığını sürdürebilmesi için bu bir gerekliliktir.
Filiz Şakar




/Anim_Psychology1-5a625b6f9e942700366bb7f0.gif)
1 yorum
Yazıyı daha yeni okudum ve haklılık payın var aslında. Mesela bizim sınıfa gelseler, o çubuklu deneyi sorsalar ve sınıftaki herkes deneyden haberdar olup bilerek yanlış cevap verseler... Ben sanırım kendi fikrimi söylerdim yine. Bilmiyorum ama büyük ihtimalle uyum sağlamazdım. Çünkü bu konuda ufak ufak, mimnacık tecrübelerim var😂
YanıtlaSil