Toplumsal Etkiye Bireysel Cevap

by - Şubat 05, 2019


Toplumsal Etkiye Bireysel Cevap


En son kendi iradenizle satın aldığınız bir ürünü düşünün. Onu neden satın aldınız? Gerçekten kendiniz istediğiniz için mi? Yoksa birileri sizi etkiledi mi?

Ah, hayır hayır. Öyle bir şey asla olamaz. Söz konusu etkilenmek olduğunda asla kabul etmeyiz. Kimsenin etkisi altında kalmadığımızı düşünürüz. Özgür irademizle, belli kararlar alabilir ve kimsenin etkisi altında kalmadan istediğimizi yapabiliriz.

Değil mi?

Aslında, hayır. Yapamayız.

Bunu kabullenmek oldukça zor olsa da, neredeyse tüm seçimlerimizi belli bir sosyal etki altında yapıyoruz.

Gelin, bugün size bir sosyal deneyden bahsedeyim ve mevzuyu anlayalım.




1951 yılında Psikolog Solomon Asch, bir deney tasarladı. Bu deney üzerinden insanların uyumlama ve taklit yeteneklerini ölçmek istiyordu. Bu deney, insanların karar verme sürecinde çevresinin ne denli etkili olduğunu gösteren net bir kanıt haline geldi.

On kişilik bir gruba bir  fotoğraf gösteriliyor ve hangi çubuğun 1 numaralı çubukla aynı boyda olduğu soruluyor. Doğru cevap C. İlk baktığınızda rahatlıkla fark edebileceğiniz kadar kolay bir soru aslında.

Ancak deney yapılan kişiler hileli. İnsanların kararlarının bizi etkileyip etkilemediğini anlamak için, içlerinden sadece bir kişi gerçek denek. Diğer dokuz kişi deneyden haberdar ve hepsi aynı cevabı verecek.

Sırayla soruluyor. Bu dokuz kişi benzer cevabı veriyor ama hiçbiri C şıkkını söylemiyor. Böyle bir anda siz ne hissedersiniz?

Ben kendi seçeneğimin yanlış olduğunu düşünürüm ve bu kadar kişi başka bir şey söylüyorsa bir bildikleri vardır derim ve cevabımı değiştiririm. Evet, kesinlikle böyle yaparım.
İşte denek de aynen bunu yapmış. Önce kendi cevabından oldukça emin olsa da, diğerlerinin cevaplarını öğrendikten sonra kararını değiştirmiş. Yanlış olduğunu bile bile!

Aslında Asch, bu deneyi, aksini iddia etmek için yapmış ve kendisi de sonuca oldukça şaşırmıştır. Bu deneyi yapmadan önce, insanların gözlerinin önünde duran yanlışı, toplum baskısı hissederek değiştirmeyeceklerini iddia etmiş ancak yaptığı deney tamamen aksini göstermiştir.




Birkaç yıl öncesinde dünyaca ünlü Türk asıllı psikolog Muzaffer Şerif, buna benzer bir çalışma yapmıştı. Şerif’in amacı, insanların ortak fikirlere nasıl sahip olduklarını anlamaktı.

Bunun için denekler karanlık bir odaya sokuluyor. Duvara ışıklı bir nokta yansıtılıyor ve deney süresince insanlardan bu noktaya bakmalarını talep ediyor. Odadan çıktıklarında, ışıklı noktanın ne kadar uzağa hareket ettiğini soruyor.

Aslında ışıklı nokta hiç hareket etmemiş, olduğu yerde duruyor.

Ancak insanlar bir miktar hareket ettiğini söylüyorlardı. Karanlık bir odada göz bir miktar yanılır ve bunu söylemeleri beklendik bir durumdur. Şerif’in asıl merakı, deneklerin tam olarak emin olmadıkları bir konuda, diğer insanların söylediklerini ne kadar ciddiye aldıklarını öğrenmekti.

İlk adımda denekler teker teker ışıklı noktaya bir değer biçiyorlar. Bir santim, beş santim, yedi santim. Hepsininki birbirinden oldukça farklı.

Bir sonraki aşamada denekler bir araya getiriliyor ve ikişerli üçerli gruplara bölünüyorlar. Bu sefer onlardan istenen kendi kendilerine tahminde bulunmak yerine, grup halinde tahmin etmeleri. Yani her biri diğerinin fikrini duyabilecektir ve hemfikir olma zorunluluğu yoktur. Yani tahminleri farklıysa bunu söyleyebilirler.




Ancak öyle olmuyor. Bir araya geldiklerinde, daha önce bambaşka olan görüşler, birbirine benzemeye başlıyor. Mesela birisi üç santim, diğeri yedi santim demiş. Konuşmaya başladıklarında beş santim civarında ortak bir karar kılıyorlar. Birisi tahminini biraz arttırıyor, diğeri azaltıyor. Böylece birbirlerine uyumlanıyorlar.

Bu uyumlanma etkisi o kadar güçlü ki, grupları birbirlerinden ayırıp tekrar sorduklarında, ortak olarak verdikleri tahmini cevap olarak söylüyorlar. Yani uyumlanmış halde devam ediyorlar.

Üstelik başkalarının fikirlerinden etkilenip etkilenmedikleri sorulduğunda reddediyorlar. Yani bunu farkında olmadan yapıyorlar.

Solomon Asch, karanlık oda deneyinin ikna edici olmadığını çünkü ışık hareketinin belirsiz olduğunu belirterek, deneyi reddetti. Deneklerin daha önce muhtemelen böyle bir durumla karşılaşmadıklarını ve bu durumun verecekleri cevabı etkileyeceğini söyledi. Üstelik bu bilinmezlik sebebiyle insanların diğerlerinin görüşüne önem verdiğini iddia etti.

Bu sebeple yukarıdaki çubuk deneyini tasarladı. İnsanların baktığı zaman doğruluğu bariz bir şekilde ortada olan bir cevap olması gerekiyordu. Ve Asch’e göre bu sayede, uyumlanma diye bir şey gözlemlenmeyecekti. Herkes kendi cevabını verecekti.

Ancak tabii ki tahmin ettiği gibi olmadı. İnsanlar doğruyu açık açık görmelerine rağmen çoğunluğa uydular ve yanlış cevap verdiler. Solomon Asch yanılmıştı.

İnsanlar doğrunun farkındayken bile başkalarını taklit ediyorlardı.

Evet, insan taklit eder, uyumlanır. Başkalarına göre fikir değiştirir ve etkilenir. Önemli olan asla etkilenmemek değildir. Böyle bir şey zaten mümkün de değildir. İnsan var olduğu sürece uyumlanmak zorundadır; çünkü bu doğada hayatta kalmanın bir yoludur. İnsanın varlığını sürdürebilmesi için bu bir gerekliliktir. 

Filiz Şakar

You May Also Like

1 yorum

  1. Yazıyı daha yeni okudum ve haklılık payın var aslında. Mesela bizim sınıfa gelseler, o çubuklu deneyi sorsalar ve sınıftaki herkes deneyden haberdar olup bilerek yanlış cevap verseler... Ben sanırım kendi fikrimi söylerdim yine. Bilmiyorum ama büyük ihtimalle uyum sağlamazdım. Çünkü bu konuda ufak ufak, mimnacık tecrübelerim var😂

    YanıtlaSil